"Çocuğun Üstün Yararı İçin Etik Yayıncılık"
MediaCH Akademi
Analiz/Dosya

Roman çocuklar kararların neresinde?

Roman çocukların kendilerini ilgilendiren karar süreçlerine katılımının sınırlı kaldığını belirten Romani Godi temsilcileri, çocukların yalnızca haklarında karar verilen kişiler değil, kendi yaşamları hakkında söz söyleyen özneler olarak görülmesi gerektiğini vurguluyor.
Muhabir: Delal Demir Eylül 22, 2026 5 Dakika

MediaCH – Roman çocuklar, kendileriyle ilgili kararların alındığı süreçlerde ne kadar söz sahibi? Okulda, mahallede, belediyelerde ya da çocuklara yönelik projelerde onların görüşleri gerçekten dinleniyor mu?

Romani Godi Savunuculuk Koordinatörü ve Hayalev Çocuk Çalışma Merkezi kurucularından Avukat Göktan Yıldırım ile Romani Godi Gönüllü Koordinatörü ve Kocaeli Roman Gençlik İnisiyatifi kurucusu Emirhan Süzük’e göre Roman çocukların kendilerini ilgilendiren kararlara katılımı hâlâ sınırlı.

Yıldırım, Romani Godi’nin izleme, raporlama ve savunuculuk çalışmaları kapsamında farklı kentlerde Roman çocukların deneyimlerine ilişkin gözlemler yaptıklarını belirterek, çocukların yalnızca kendileri için hazırlanan politikaların yararlanıcısı olarak görülmemesi gerektiğini söylüyor. Ankara, İstanbul, Hatay ve Kocaeli gibi kentlerdeki deneyimlere işaret eden Yıldırım, Roman çocukların yaşadıkları mahallelerin ve kentlerin nasıl şekilleneceği konusunda söz sahibi olmak istediğini ifade ediyor.

Süzük de çocukların kendilerini ilgilendiren kararlarda yeterince söz sahibi olmadığını belirtiyor. Çocukların yalnızca burs, kırtasiye veya okul başarısı gibi başlıklarla değerlendirilmemesi gerektiğini söyleyen Süzük, güvenli mahallelerde yaşamanın, oyun oynayabilecekleri alanlara sahip olmanın, ayrımcılığa uğramamanın ve kendilerini ifade edebilmenin de çocukların temel talepleri arasında olduğunu vurguluyor.

Süzük, ”Çocukların hayatına dokunan kararların içinde çocukların kendisi yoksa, orada ciddi bir eksiklik var.” dedi.

Katılım mekanizmaları Roman çocuklara yeterince ulaşmıyor

Türkiye’de çocukların karar alma süreçlerine katılımı için yeterli mekanizmaların bulunmadığını belirten Yıldırım, Roman çocuklar ve ayrımcılık riskiyle karşı karşıya kalan diğer çocuklar açısından durumun daha da sınırlı olduğunu söylüyor.

Yıldırım’a göre geçmişte Çimenev Çocuk Merkezi ile Şişli Belediyesi Çocuk Meclisi gibi Roman çocukların da katıldığı örnekler bulunsa da bunlar sınırlı sayıda kaldı. Ankara’da geçmişte yer aldığı Hayalev Çocuk Merkezi çalışmasını da örnek gösteren Yıldırım, çocukların mahallelerine ilişkin taleplerini ifade edebildikleri çalışmalar yapıldığını anlatıyor.

Hayalev’de çocukların seçim dönemlerinde muhtarlara yönelik bildiriler hazırladığını belirten Yıldırım, merkezde yer alan çocuklardan birinin 2019’da Ankara Çocuk Meclisi’ne dahil olan ilk Roman kız çocuğu olduğunu aktarıyor. Ancak merkezin maddi yetersizlikler nedeniyle çalışmalarını sürdürmekte zorlandığını ifade ediyor.

Süzük ise bazı belediyelerde çocuk ve gençlik meclisleri gibi yapıların bulunduğunu ancak bu yapıların var olmasının Roman çocukların bu mekanizmalara erişebildiği anlamına gelmediğini söylüyor.

Çocukların yaşadıkları mahalleden bu toplantılara ulaşabilmesi, kendilerini rahat hissedebilmesi ve söylediklerinin gerçekten dikkate alınacağına inanması gerektiğini belirten Süzük, özellikle hizmetlere erişimin sınırlı olduğu mahallelerde yaşayan çocuklar için mekanizmaların çocukların bulunduğu yerlere taşınması gerektiğini savunuyor. Mahalle toplantıları, okul buluşmaları ve çocuklarla yapılan atölyelerin bu açıdan daha etkili olabileceğini ifade ediyor.

“Çocukların hayatı hakkında sürekli yetişkinler konuşuyor”

Çocukların kendi haklarını savunabilecekleri ve birlikte hareket edebilecekleri alanların önemli olduğunu belirten Süzük, çocukların hayatları hakkında çoğunlukla yetişkinlerin konuştuğuna dikkat çekiyor.

Öğretmenlerin, belediyelerin, derneklerin ve ailelerin çocuklar adına konuşabildiğini belirten Süzük, bunun bir temsil sorunu yarattığını söylüyor. Roman çocuklar açısından bu sorunun daha da önemli olduğunu ifade eden Süzük, çocukların kendi sözlerini söyleyebilecekleri alanların yalnızca bir projeye katılım anlamına gelmediğini; bu alanların çocukların haklarını öğrenmesi, itiraz edebilmesi ve birlikte hareket edebilmesi açısından da önemli olduğunu belirtiyor.

Yıldırım da Roman çocukların kendi haklarını savunabilecekleri yapıların oluşturulmasının önemine dikkat çekiyor. Yoğun ayrımcılık ve yoksulluğun Roman çocuklarda geleceğe ilişkin kaygıyı artırdığını ve özgüven kaybına yol açtığını belirten Yıldırım, çocukların kendi örgütlenmelerine veya kendi sözlerini üretebilecekleri mekanizmalara sahip olmasının çocukların iyi olma halini destekleyebileceğini ifade ediyor.

Ayrımcılık eğitim hayatını ve özgüveni etkiliyor

Çocukların söz sahibi olabilmesinin önündeki engellerden biri de ayrımcılık. Süzük, Roman çocukların çoğu zaman çocuk kimliklerinden önce Roman kimlikleri üzerinden değerlendirildiğini söylüyor.

Roman kimliğinin kendisinin bir sorun olmadığını, sorunun bu kimliğe yüklenen ön yargılar olduğunu belirten Süzük, bir Roman çocuğun davranışlarının başka çocukların davranışlarından farklı yorumlanabildiğine dikkat çekiyor.

Ayrımcılığın çocukların özgüvenini de etkilediğini belirten Süzük, sürekli başarısız, sorunlu, tembel veya farklı olduğu hissettirilen çocukların zamanla bu söylemleri içselleştirebildiğini söylüyor. Bunun yalnızca okul başarısını değil, çocukların sosyal ilişkilerini ve geleceğe ilişkin hayallerini de etkileyebileceğini ifade ediyor.

Yıldırım ise ayrımcılığın etkisinin küçümsenmemesi gerektiğini belirterek, Roman çocukların şiddetin farklı biçimlerinden etkilenebildiğine dikkat çekiyor. Deprem döneminde görüştükleri çocukların bir bölümünün deprem kadar ayrımcılıktan da etkilendiğini gözlemlediklerini aktaran Yıldırım, ayrımcılığı “yapay afet” olarak tanımlıyor.

Çocukların yalnızca konusu değil, öznesi olması gerekiyor

Çocukların kendileriyle ilgili haber ve projelerde de daha fazla söz sahibi olması gerektiğini belirten Yıldırım, Roman çocukların yalnızca çalışmaların konusu olarak görülmemesi gerektiğini söylüyor.

Çocukların bir haberin, projenin ya da çalışmanın tasarımından uygulanmasına ve değerlendirilmesine kadar farklı aşamalarında aktif katılımcı olabileceğini ifade eden Yıldırım, çocukların deneyimlerinin, yetişkinlerin göremediği sorunları görünür kılabileceğini belirtiyor.

Yıldırım’a göre katılım, çocukların yalnızca bir toplantıya çağrılması anlamına gelmiyor. Çocuğun kendisini ilgilendiren konularda düşünce üretmesi, söz söylemesi, eleştiri getirmesi, kararları etkileyebilmesi ve uygulama süreçlerinde yer alması gerekiyor.

Süzük de benzer şekilde çocukların yalnızca korunması gereken kişiler olarak görülmemesi gerektiğini vurguluyor. Çocukların fikirlerinin, taleplerinin ve değiştirebilecekleri alanların bulunduğunu belirten Süzük, çocukların “benim de burada sözüm var” diyebilmesinin önemine dikkat çekiyor.

Roman çocukların karar alma süreçlerine daha fazla dahil edilmesinin yalnızca bugün yaşadıkları sorunların çözümü açısından değil, geleceğe ilişkin söz sahibi olabilmeleri açısından da önemli olduğu belirtiliyor. Yıldırım’a göre katılımın güçlenmesi, Roman çocukların kendi yaşam alanları ve geleceklerinin nasıl şekilleneceği konusunda söz söyleyebilecekleri bir alan yaratıyor. Böylece çocuklar yalnızca haklarında karar verilen kişiler olmaktan çıkarak karar süreçlerini etkileyen özneler haline gelebiliyor.