MediaCH – Milli Eğitim Bakanlığı’nın Almanya’daki ikili eğitim sistemini örnek alarak geliştirildiğini belirttiği Mesleki Eğitim Merkezleri, çocukların çalıştırılması, iş sağlığı ve güvenliği, denetim eksikliği ve eğitimden kopuş tartışmalarıyla gündemde.
Tartışmalar yalnızca eğitim modeliyle sınırlı kalmıyor; çocukların eğitim, güvenlik ve korunma hakları açısından da değerlendiriliyor.
Bakanlık, uygulamayı öğrencilerin mesleki beceri kazanması ve erken yaşta iş sağlığı-güvenliği kültürü edinmesi çerçevesinde savunurken; eğitim sendikaları ve çocuk hakları alanında çalışanlar, MESEM’in çocuk emeğinin sömürülmesine açık bir yapıya dönüştüğünü belirtiyor.
Türkiye’deki MESEM uygulaması ile Almanya’daki “Duale Ausbildung” sistemi arasındaki farkları, Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak ve Almanya Öğretmenler Sendikası GEW Berlin Eyalet Yönetimi’nden Gökhan Akgün ile konuştuk.
Almanya’daki model sosyal ortaklık üzerine kurulu
Almanya’da 19. yüzyıl sanayileşmesinin ardından gelişen “Duale Ausbildung” modeli, mesleki eğitimin okul ve iş yeri arasında paylaşıldığı bir sistem olarak uygulanıyor. Modelde öğrenciler hem meslek okulunda teorik eğitim alıyor hem de işletmelerde pratik eğitim sürecine katılıyor.
Almanya’daki sistemin temel farklarından biri, işletmelerin, meslek okullarının, ticaret ve sanayi odalarının ve sendikal yapıların mesleki eğitim sürecinde belirli denetim ve temsil mekanizmaları içinde yer alması. Sistemde öğrenci kabul eden işletmelerde pedagojik formasyona sahip usta öğreticilerin bulunması ve eğitim sürecinin farklı kurumlar tarafından denetlenmesi öngörülüyor. Görüşüne başvurduğumuz uzmanlara göre bu yapı, öğrencilerin yalnızca üretim sürecinin bir parçası olarak değil, mesleki gelişim sürecindeki bireyler olarak değerlendirilmesini sağlıyor.
Türkiye’deki MESEM uygulamasına ilişkin tartışmalar ise eğitim, istihdam, denetim ve çocuk hakları başlıklarında yoğunlaşıyor. Eğitimciler ve sendikalar, çocukların haftanın büyük bölümünü iş yerlerinde geçirmesinin okul ikliminden uzaklaşma, denetimsiz çalışma koşulları ve eğitim hakkının zayıflaması gibi sonuçlar doğurduğunu belirtiyor.
Irmak: MESEM’i bir eğitim uygulaması olarak görmüyoruz
Türkiye’deki MESEM uygulamasını çocuk hakları perspektifinden değerlendiren Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’ye atıfta bulunarak çocukların eğitim ve korunma haklarının birlikte ele alınması gerektiğini söyledi.

MESEM’in mevcut haliyle bir eğitim modeli olmaktan uzaklaştığını savunan Irmak, şunları söyledi:
“Eğitim okulda yapılır. Haftada 1 gün okula gidip 4 gün sanayiye giden çocuklar, artık o bir gün bile okula gelmiyor. Çocuklar okul ikliminden tamamen uzaklaştırılıyor. MESEM’i hiçbir zaman bir eğitim uygulaması olarak görmedik, bu tamamen bir iş gücü politikasıdır. Üstelik çocukların çalıştırıldığı paralar, bakanlık bütçesinden değil, İşsizlik Sigortası Fonu’ndan karşılanıyor. Yani belki de çocuğun işsiz babasına verilmesi gereken para, çocuk çalıştırılarak işverene aktarılıyor. Burada devlet eliyle çocuk sömürüsü meşru hale getiriliyor ve patronlar için bir sermaye birikimi oluşturuluyor.”
“Denetim mekanizması işlemiyor”
MESEM kapsamında çalıştırılırken yaşamını yitiren çocuklara ve iş kazalarına da değinen Irmak, sahada etkin bir denetim mekanizmasının işlemediğini savundu.
MEB ve İSİG Meclisi’nin açıkladığı ölüm verilerine dikkat çeken Irmak, iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin yetersiz olduğunu belirterek şu değerlendirmede bulundu:
“İş sağlığı ve güvenliği tedbirleri tamamen yetersiz. Alan ve yer tarifi de yapılmıyor. Çocuk elektrik bölümünde okuyor ama büyük bir fabrikada eğitim alması gerekirken inşaata götürülüyor. Son dönemde yaşanan iki ölüm vakası böyle gerçekleşti; çocuklar inşaatın üst katlarından düşerek hayatını kaybetti. Bu çocuklar direkt ‘şu işi yap’ diye sahaya sürülüyor, başlarında pedagojik formasyonu olan usta öğreticiler bulunmuyor. Her şey üretim hızı ve patronların kârı odaklı ilerliyor.”
Irmak’a göre MESEM’de en temel sorunlardan biri, çocukların eğitim sürecinin iş yerlerindeki üretim ihtiyacına göre şekillenmesi. Bu durumun çocukların okul aidiyetini zayıflattığını belirten Irmak, uygulamanın çocuk hakları ve eğitim hakkı açısından yeniden değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Almanya örneği: “Çocuk üretim aracı değil, geleceğin ustasıdır”
MESEM’in kurulurken örnek alındığı belirtilen Almanya’daki “Duale Ausbildung” sisteminin işleyişini anlatan GEW Berlin Eyalet Yönetimi’nden Gökhan Akgün, iki ülke arasındaki farkın denetim, temsil ve çalışma koşullarında belirginleştiğini söyledi.

Akgün’e göre Almanya’daki sistemde işletmeler, mesleki eğitimin önemli aktörleri arasında yer alıyor. İşletmeler eğitim kontenjanı açarken, eğitim sürecinin belirlenen kurallar çerçevesinde yürütülmesinden de sorumlu tutuluyor.
Almanya’da mesleki eğitim sürecinde gençlerin haklarını koruyan daha güçlü mekanizmalar bulunduğunu belirten Akgün, şunları söyledi:
“Almanya’da meslek yapan çocukların yaşları bellidir, genellikle en az 16 yaşındadırlar. Ağır işlerde çalışmaları kesinlikle yasaktır ve yavaş yavaş sorumluluk alırlar. Türkiye’deki gibi ‘sabah 6’dan akşam 8-9’a kadar’ bir çalışma dünyası asla yoktur; iş hukuku ve gençleri koruma yasaları çok katıdır. Çocuklara daha ilk günden 6 saatten sonra mola hakları olduğu öğretilir. Tatil hakları ve çalışma saatleri tamamen güvence altındadır.”
Akgün, Almanya’daki sistemde mesleki eğitimin yalnızca işletmenin ihtiyacına göre değil, öğrencinin mesleki gelişimini merkeze alan bir anlayışla yürütüldüğünü belirtti. Ona göre Almanya’daki sistemin Türkiye’deki uygulamadan ayrıldığı temel noktalardan biri, öğrencilerin iş yerinde korunmasına ve hak arama yollarına erişimine ilişkin mekanizmaların daha görünür olması.
“Türkiye’de hak ihlalleri sistematik hale gelmiş durumda”
Almanya’da 20 yılı aşkın süredir işçi temsilciliği yaptığını belirten Akgün, Berlin’de MESEM’deki tartışmalara benzer ağır hak ihlalleri ya da iş cinayetleriyle karşılaşmadığını söyledi.
Akgün, Türkiye’de çocukların ve gençlerin çalıştırıldığı alanlarda hak ihlallerinin daha sistematik bir yapı kazandığını belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Almanya’da tek tük ihlaller olsa da Türkiye’deki gibi sistematik bir sömürü kesinlikle yok. Türkiye’de bu durum artık olağanlaşmış; ‘Koş oğlum çay getir, abine su getir’ yaklaşımı yapısal bir sorun. Türkiye’ye geldiğimde özellikle turizm sektöründe çocukların sabahtan akşama kadar çalıştırıldığı koşulları gördüm, gerçekten dehşet vericiydi. Almanlar bana ‘Türkiye’de en ucuz şey nedir?’ diye sorduğunda ‘Emek’ diyorum. Bu hiyerarşide en ucuz olanlar ise ne yazık ki gençler, çocuklar ve yaşlılar.”
Denetim ve temsil mekanizmaları belirleyici
İki ülkenin mesleki eğitim modelleri arasındaki en önemli farklardan biri, öğrencilerin seslerini duyurabilme ve hak ihlalleri karşısında başvurabilecekleri mekanizmalar.
Akgün, Almanya’da meslek eğitimi alan gençlerin iş yerlerinde ve kamusal alanda temsil mekanizmalarına erişebildiğini belirterek, bu yapıların hak ihlallerinin görünür kılınmasında önemli rol oynadığını söyledi:
“Almanya’da meslek eğitimi alan gençlerin kendi temsilcileri vardır. İş yerinde bir hak ihlali olduğunda genç, bu temsilcilere gider. Temsilciler, devlet mekanizmasından otonomdur; yaptırım uygulama yetkileri vardır. Demokratik unsurlar çok geniştir, süreç bir iki patronun iki dudağı arasında değildir. Eyalet bazında çocuk haklarından sorumlu kurumlar ve parlamento soru önergeleriyle sistem sürekli denetlenir. Türkiye’de ise bu mekanizmaların hiçbirini görmüyoruz. 12 saat çalışan bir gencin oyun hakkı, dinlenme hakkı, sosyal hayatı elinden alınıyor.”
Akgün’e göre mesleki eğitimde yalnızca iş yerinde geçirilen süre değil; öğrencinin dinlenme, oyun, sosyal yaşam, güvenlik ve eğitim hakkına erişimi de birlikte değerlendirilmek zorunda.
Tartışmanın odağında çocuk hakları var
MESEM uygulaması, kâğıt üzerinde Almanya’daki ikili mesleki eğitim sisteminden esinlenmiş bir model olarak sunulsa da uzmanlara göre iki sistem arasında özellikle denetim, temsil, çalışma koşulları ve çocukların korunması bakımından önemli farklar bulunuyor.
Türkiye’deki uygulamaya yönelik eleştiriler, çocukların iş yerlerinde geçirdiği sürenin artması, okul bağının zayıflaması, iş sağlığı ve güvenliği riskleri, usta öğretici denetimi ve sorumluluk paylaşımının belirsizliği üzerinde yoğunlaşıyor.
Uzmanlar, çocukların mesleki eğitim adı altında üretim performansına dayalı bir yapının parçası haline getirilmemesi gerektiğini vurguluyor. Çocuk hakları açısından mesleki eğitim modellerinin; eğitim hakkı, güvenlik, dinlenme, sosyal yaşam, oyun hakkı ve çocuğun üstün yararı ilkesiyle birlikte değerlendirilmesi gerekiyor. Türkiye’de MESEM tartışması, yalnızca mesleki eğitim politikası değil; aynı zamanda çocukların çalıştırılması, çocuk emeğinin sömürülmesi ve eğitim hakkına erişim meselesi olarak da gündemdeki yerini koruyor.
