MediaCH – Medya temsili, sadece ekrandaki bir görüntü değil, kamuoyu algısını ve toplumsal normları kökten şekillendiren büyük bir güçtür. Özellikle engelli çocuklar için kendilerini medyada doğru, adil ve kapsayıcı bir şekilde görebilmek hayati bir önem taşıyor. Çünkü bu temsil, çocukların hem kendi öz kimliklerini ve gelecek hedeflerini inşa etmelerini sağlıyor hem de akranlarının onlara bakışını ve yaklaşımını doğrudan belirliyor.
Bilginin hızla yayıldığı günümüzde, haber başlıklarında kullanılan dil ile dizi ve filmlerde engelli karakterlerin nasıl temsil edildiği, “Doğru temsil nedir ve neden hâlâ yeterince sağlanamıyor?” sorularını gündeme getiriyor.
Bu dosyada, engelli çocukların medyada nasıl temsil edildiğini ve bu temsil biçiminin nasıl dönüştürülebileceğini gazeteci, akademisyen, hak savunucusu ve engelli oyuncuların görüşleri üzerinden ele aldık.
Çocuk hakları bakış açısı haberciliğin temeli
Kadın, çocuk ve engelli hakları savunucusu, iletişimci Selen Doğan, engelli çocuklarla yapılacak haberlerde gazetecilerin çocuk hakları bakış açısıyla hareket etmesi gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi: “Gazetecinin engelli veya tipik gelişen bir çocukla konuşabilmesi için öncelikle çocuk hakları bakış açısına sahip olmasını bekleriz.”

Doğan, çocuk hakları bakış açısının yalnızca haberde kullanılan dili değil, haber üretim sürecinin tamamını kapsadığını belirterek sözlerine şöyle devam etti:
“Çocuk güvenliği ilkeleri; aktaracağı herhangi bir bilgi veya deneyimin çocuğa zarar vermeyeceğinden emin olmak, onu “acınası” bir halde gösteren fotoğraflarını yayımlamamak, travma oluşturacak ya da çocuğu utandıracak bir duruma izin vermemek gibi birçok tedbiri içerir. Çocuk görüşünün medyaya yansıması, çocukların kendilerini ifade etmesi için onlara alan açılması çok değerli olmakla birlikte, çoğu kez muhabirlerin sadece engel durumuna odaklandığı, çocuklara yaşadıkları sıkıntıların tekrar tekrar anlattırıldığı, sosyal devletin çözmesi gereken sorunlar için hayırseverlerden yardım istendiği haberlerle sıkça karşılaşıyoruz.”
Doğan, yanlış haber örnekleri vererek şöyle devam etti:
“Toplumsal algının engelliliği bir kusur ve hastalık olmaktan çıkaramamasıyla ilgili etik ihlallere medyada bolca rastlıyoruz. Yani, çocukla ilgili yeti ve uzuv çeşitliliği söz konusuysa, örneğin kör bir çocuk için ‘görme engeline rağmen liseyi birincilikle bitirdi’ gibi başlıklar atılamaz. Bir ampüte çocukla ilgili ‘bacağını kaybetti ama hayata tutundu’ diye yazılamaz.”
Doğan, medyada yaygın olarak doğru kabul edilen ancak yanlış olan haber diline ilişkin değerlendirmesini şöyle sürdürdü:
“Haberi yaparken; ‘engeline rağmen başardı’, ‘engel tanımadı’, ‘hayata tutundu’, ‘azmiyle engelleri aştı’ gibi klişelerden uzak durmalısınız. Engelli ve nöroçeşitli çocuklara sorulabilecek yüzlerce soru varken en sağlamcı yerden sormaya başlamamalısınız. Çünkü onlar da diğer çocuklar gibi pek çok konuda bilgi ve fikir sahibi bireyler. Sadece engel durumları hakkında konuşabilecekleri varsayımı sığ bir yaklaşım olur. Dünyada olup biten her şey çocukları da engellileri de ilgilendirir.”
Çocuk haberde sadece konu değil, özne olmalı
Haberlerde engelli çocukların yalnızca yaşadıkları zorluklar ve engel durumlarıyla görünür kılınmasının doğru olmadığını belirten Doğan, çocuklar haberlerin öznesi olsa da çoğu zaman söz hakkının onlara verilmediğini ifade ederek şunları söyledi:
“Engelli çocuklar sadece ekranlarda olumlu tasvirlerden dışlanmakla kalmamış, aynı zamanda kitle iletişim araştırmalarında da bir kitle olarak silinmişler. Haberlerde çocuğun hikâyesi anlatıldığı hâlde önce annesine, sonra varsa/oradaysa babasına, onlara eşlik eden bir yetişkin veya uzman varsa ona, en son çocuğa soru soruluyor. Çocuğun kendisine dair anlattıkları haberde ya hiç yer bulamıyor ya da geçiştiriliyor.
Çocukların haberlerde adının geçmesi değil, kimliklerine, varoluşlarına ve görüşlerine önem verilerek haberlere konu edilmesi önemlidir. Onlar adına yetişkinler konuştuğunda orada bir temsilden ve görünürlükten söz edemeyiz. Haberler sadece olup bitenleri duyurma işlevini yerine getirmez, aynı zamanda hak arama yollarını da tarif eder. Doğru temsil de bu tarifle olur.”
Doğan, engelli çocukların hak sahibi bireyler olarak görüşlerinin alınmasının ve haber süreçlerine katılımlarının sağlanmasının önemine dikkat çekti.
Hak temelli temsil haber odasında başlıyor
Haberlerde hak temelli bir dilin, engelli bireyleri gerçek anlamda hak öznesi olarak görmeyle başlayacağını belirten Doğan, haber odalarında atılması gereken ilk adımları şöyle anlattı:
“Haber odaları, engelli muhabir ve editörlerin istihdamını bir lütuf ya da yasal zorunluluk olarak görmekten vazgeçerek işe başlayabilir. Sektöre kabul edilmeyen nice engelli gazeteci var ama haber odalarında engelli gündemini hak temelli bakış açısıyla izleyebilecek muhabirlerin sayısı yok denecek kadar az. Her özne kendisini seslendirebildiği, kendi sözünün taşıyıcısı olduğu sürece etkili bir temsilden bahsedebiliriz, değilse sağlamcılıkla dolu haber metinlerine maruz kalmaya devam ederiz.
Engelli çocuklardan ‘özel çocuk’ diye bahsetmek yanlış bir temsildir mesela. Engelliler, kamusal düzende kapsayıcı hizmet sunumu ve eşit yurttaşlık anlayışı yerleşmediği için ‘engellenen’ kişilerdir, bunun için de özel önlemlere ihtiyaç duyarlar. Bu, onları ‘özel’ yapmaz. Dolayısıyla acımaya, ayrıcalıklı davranılmasına değil, haklarına ve varoluşlarına saygı duyulmasına ihtiyaçları var.”
Doğan, doğru temsilin çocukların kendi deneyimlerini anlatabilmeleriyle güçleneceğini belirterek, engelli çocuklarla yapılacak haberlerde gazetecilere şu önerilerde bulundu:
“Örneğin, ‘Ödevlerinizi yaparken internetten yararlanıyor musunuz?’ diye sormak dijital mecraların erişilebilirliğine ilişkin deneyimi aktarmaya yarar. Ya da ‘Kar ve yağmurda koltuk değneğiyle yürüyen biri ne gibi zorluklarla karşılaşıyor?’ sorusunun yanıtı, sokak ve bina girişlerinde iklim koşullarına uygun olmayan kaygan yüzeylerin oluşturduğu riski gündeme getirmenizi sağlayabilir.
Çölyaklı bir çocukla konuşurken glütensiz besinlere ulaşıp ulaşamadığı, bu ürünlerin her yerde bulunmadığı, bulunsa da yüksek fiyatlara satıldığı için çoğu aile tarafından satın alınamadığı ve yerel yönetimlerin bu konudaki sorumlulukları haber konusudur. İklim değişimi ve biyoçeşitlilik krizi hakkında haber yapıyorsanız ve çocuk görüşü alacaksınız, engelli, nöroçeşitli ve süreğen hastalığı bulunan çocuklara da sormalısınız.”
Doğan, medyada engelli çocukların doğru temsilinin, öncelikle medyanın bakış açısını değiştirmesiyle mümkün olacağını vurguladı.
Doğru temsil görünürlükten ibaret değil
İstanbul Aydın Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Aybike Serttaş, doğru temsilin yalnızca ekranda engelli bir çocuğun görünmesiyle sağlanamayacağını belirterek şunları söyledi:
“Doğru temsil dediğimiz şey, yalnızca ekranda engelli bir çocuk görmek değildir. Asıl mesele, o çocuğun nasıl konumlandırıldığıdır. Çocuk acıma, ibret, mizah ya da ilham nesnesi olarak değil, kendi arzuları, ilişkileri, kararları ve kişiliği olan eşit bir özne olarak temsil edilmelidir. Medyanın ilk düzeltmesi gereken şey bakış açısıdır. Kamera engelli çocuğa dışarıdan bakan, onu açıklayan, teşhir eden ya da dramatize eden bir noktada durmamalıdır. Çocuğun deneyimini mümkün olduğunca onun dünyasından, gündelik yaşamı içinden kurmalıdır.”

Serttaş, medyanın engelliliği ne tamamen yok sayması ne de karakteri yalnızca engelliliği üzerinden tanımlaması gerektiğini belirterek şunları söyledi:
“Engellilik ne tamamen yok sayılmalı ne de karakterin tek anlatı gerekçesine dönüştürülmelidir. Doğru temsil, çocuğun yalnızca zorluk yaşayan biri olarak değil; oyun oynayan, öğrenen, itiraz eden, hata yapan, arkadaşlık kuran, bazen güçlü bazen kırılgan olabilen çok boyutlu bir birey olarak görünmesidir.”
Serttaş, kapsayıcı dilin günlük yaşamın doğal akışını yansıtan anlatılarla kurulabileceğini belirterek sözlerine şöyle devam etti:
“Bu karakterler sınıfta, parkta, aile içinde, dijital ortamda, yani hayatın olağan akışı içinde var olmalıdır. Akranlarıyla ilişkisi de yalnızca yardım alma-verme üzerinden kurulmayıp ortak oyun, çatışma, dayanışma, merak ve arkadaşlık üzerinden geliştirilmelidir.”
Doğru temsilin iyi örnekleri
Serttaş, doğru temsil konusunda iyi uygulama örneklerine de değinerek şunları söyledi:
“Bu konuda iyi uygulama olarak özellikle Pablo ve Susam Sokağı’ndaki Julia karakteri örnek verilebilir. Pablo, otizmli bir çocuğu yalnızca engeli üzerinden tanımlamaz; onun oyununu, hayal gücünü, gündelik ilişkilerini ve dünyayı algılama biçimini merkeze alır. Julia karakterinde de benzer biçimde otizm, dramatik bir kriz ya da acıma nesnesi olarak değil, çocuğun kimliğinin doğal bir parçası olarak sunulur.”
Serttaş, bu örneklerin ortak özelliklerini ise şöyle sıraladı:
“Karakter önce ‘çocuk’tur; engellilik onun bütün varlığını açıklayan tek özellik değildir. Arkadaşlık kurar, oyun oynar, hata yapar, sevinir, zorlanır, tercihleri vardır. İkinci olarak, temsil sürecine engelli bireylerin, ailelerin, uzmanların ve mümkünse engelli üreticilerin dâhil edilmesi gerekir. Üçüncü olarak, hikâye ‘engelini aşan kahraman’ ya da ‘yardıma muhtaç kurban’ anlatısından çıkarılmalıdır. Ana akım medyaya taşımak için de bu yaklaşımın iyi niyet düzeyinde değil, senaryo geliştirme, casting, danışmanlık ve editoryal denetim süreçlerine sistematik olarak yerleştirilmesi gerekir.”
Serttaş, podcastler, dijital habercilik platformları ve bağımsız medya mecralarının bu konuda önemli bir rol üstlenebileceğini belirterek şöyle devam etti:
“Bu mecraların en önemli gücü, temsilin nesnesi olan kişileri sözün öznesi haline getirebilmesidir. Bir podcast bölümünde bir aile yalnızca mağduriyet hikâyesi anlatmak zorunda değildir; eğitim hakkını, erişilebilirliği, akran zorbalığını, medya dilini ve gündelik yaşamı kendi bağlamında tartışabilir. Bağımsız dijital içerikler de iyi örnekleri görünür kılarak ana akım üzerinde dolaylı bir baskı oluşturabilir. Başarı hikâyeleri çoğaldıkça ana akım medya için şu soru kaçınılmaz hâle gelir: ‘Bu kadar güçlü, hak temelli ve izleyiciyle temas kuran anlatılar mümkünken biz neden hâlâ eski acıma ve kahramanlık kalıplarına yaslanıyoruz?’ Bu nedenle bağımsız mecralar yalnızca alternatif alanlar değil, ana akımı dönüştürebilecek eleştirel ve yaratıcı laboratuvarlardır.”
Hak temelli medya için katılım şart
“Medyada engelli çocuklara yönelik abartılı ya da acındırmaya dayalı her içerik, onların birer birey olarak varlıklarını görünmez kılmaktan başka bir işe yaramıyor.”
Evrensel Normlara Uyum Gözlemcileri Platformu Koordinatörü Çağlar Karsantı, bu tespitin ardından medyanın çocukları eşit yurttaşlık haklarıyla var etmek yerine çoğu zaman ya acıma duygusunu besleyen “kurban” anlatılarına ya da gerçek dışı beklentiler yaratan “mucizevi kahraman” mitlerine hapsettiğini söyledi.

Karsantı, medyada etik dönüşümün ancak hak temelli ve katılımcı bir anlayışın benimsenmesiyle mümkün olacağını belirterek şunları söyledi:
“Medyanın etik hâle gelmesi, hak temelli ve katılımcı bir anlayışın benimsenmesiyle mümkündür. Hak özneleri süreçlere dahil edilmediği sürece, olumsuz stereotiplerle mücadele kalıcı sonuçlar üretmeyecektir. Engelli çocuklar ve ilgili hak özneleri medya üretim süreçlerine dahil edildiğinde, gerçeklikten uzak, abartılı ya da acındırıcı temsillerin yerini daha dengeli ve doğru anlatılar alacaktır. Medya, toplumun dış dünyayı algıladığı en güçlü araçlardan biridir. Bu nedenle medyada sunulan her temsil, toplumsal algıyı doğrudan şekillendirmektedir. Eğer bu temsil çarpıtılmışsa, toplum da gerçekliği bu şekilde algılayacaktır. Bu yüzden medyanın evrensel insan hakları normlarına uygun şekilde yeniden yapılandırılması ve katılım mekanizmalarının güçlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Etik bir medya, ancak hak temelli yaklaşımın içselleştirilmesiyle mümkündür.”
Dijital platformlarda çocukların mahremiyet riski
Karsantı, dijital platformlarda engelli çocukların yer aldığı içeriklerde çocuğun üstün yararı ve mahremiyet hakkının çoğu zaman göz ardı edildiğini belirterek şunları söyledi:
“Dijital platformlarda engelli çocuklar üzerinden üretilen içerikler, mahremiyet ve çocuğun üstün yararı açısından ciddi riskler barındırmaktadır. Çoğu durumda çocukların bu içeriklere ne ölçüde rıza gösterdiği belirsizdir ve bu durum çocuğun birey olarak haklarının ihlal edilmesine yol açmaktadır.”
Karsantı, dijital platformlardaki temsil biçimlerine ilişkin değerlendirmesini şöyle sürdürdü:
“YouTube ve TikTok gibi mecralarda, engelli çocukların yaşamlarının görünür kılınması çoğu zaman hak temelli değil, yardım temelli ya da duygusal etki yaratmaya yönelik bir çerçevede gerçekleşmektedir. Bu durum, istismar riskini artırmaktadır. Özellikle yardım kampanyaları adı altında yürütülen bazı içerikler, çocukların haklarını zedeleyen uygulamalara dönüşebilmektedir.”
Gerçek hayatta yalnızca mücadele etmiyoruz
Doğru temsilin yalnızca haber diliyle değil, ekran önünde yer alan kişilerin deneyimleriyle de değerlendirilmesi gerektiğini belirten oyuncu Ada Acar, engelli çocukların ve gençlerin ekranlarda hâlâ yeterince görünür olmadığını söyleyerek şunları ifade etti:
“Bunun en büyük sebeplerinden biri bence önyargılar ve alışılmış kalıplar. Bazı yapımcılar ya da yönetmenler, engelli bir oyuncunun set temposuna uyum sağlayamayacağını veya izleyicinin onu farklı karşılayacağını düşünebiliyor. Oysa birçok engelli oyuncu, gerekli fırsat verildiğinde işini en az diğer oyuncular kadar başarılı şekilde yapabiliyor.”

Acar, medya sektöründe karşılaştığı en büyük sorunlardan birinin engel durumunun kimliğinin önüne geçmesi olduğunu belirterek şöyle devam etti:
“Benim karşılaştığım en büyük engellerden biri, seçmelere davet edilmeden önce bile fiziksel durumum nedeniyle değerlendirilmek oldu. Bazen rol için uygun olup olmadığımı yeteneğimden önce engelim belirliyormuş gibi hissedebiliyorum. Aslında ihtiyacımız olan şey ayrıcalık değil, eşit fırsat. Çünkü yetenek engelli ya da engelsiz olmakla ölçülemez.”
Acar, medyada yer alan karakterlerin aksine gerçek hayatta engelli bireylerin yalnızca mücadeleyle anılmaması gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi:
“Engelli çocukların ve gençlerin ekranda sadece zor hayat hikâyeleriyle değil, günlük yaşamın doğal bir parçası olarak görülmesi çok önemli. Çünkü gerçek hayatta bizler sadece mücadele eden insanlar değiliz. Arkadaşlık kuruyoruz. Spor yapıyoruz. Âşık oluyoruz. Eğitim görüyoruz ve hayaller kuruyoruz.
Yönetmenler ve senaristler engelli karakterleri daha doğal ve gerçekçi şekilde hikâyelere dâhil ettiğinde toplumun engelliliğe bakışı da değişir. Bir çocuk televizyonda kendisine benzeyen bir karakter gördüğünde ‘Ben de yapabilirim.’ diye düşünür. Bu da özgüvenini artırır ve kendisini toplumun bir parçası olarak hissetmesini sağlar.”
Gazetecilere hak temelli habercilik önerileri
Haberlerde hak temelli bir yaklaşım benimsemek isteyen gazetecilere yönelik önerilerde bulunan Uçan Süpürge Kadın Araştırmaları Derneği Başkanı Selen Doğan, şu uyarılarda bulundu:
Engelli çocuklardan “özel çocuklar”, “özel gereksinimli bireyler” ya da “melekler” diye bahsetmeyin. Engelli çocukların tipik gelişim gösteren çocuklardan farklı ihtiyaçları olabilir. Ancak engelli olmak kişiyi “özel” yapmaz.
Engelli çocuğu olan kadınları haberleştirirken “fedakâr anne” klişesini kullanmayın. Kadınlar kendilerini ve yaşamlarını engelli çocuklarına “adamak” zorunda kalıyorsa, bunu onların fedakârlığını yücelterek ya da romantize ederek değil, sosyal devletin hak temelli olmayan politikalarını sorgulayarak haberleştirmek gerekir. Örneğin Türkiye’de hane içinde engellilerin bakımını üstlenenlerin yüzde 91’i kadınlardan oluşuyor. Devletin yükümlülüğünde olan bakım hizmeti, sigortasız ve asgari ücretin altında bir gelirle çoğu zaman anneler ya da ailedeki kadınlar tarafından üstlenilmek zorunda bırakılıyor.
Spor, sanat ve benzeri alanlardaki başarıları haberleştirirken engelli çocukları kahramanlaştırmayın, onlardan mucizevi varlıklar gibi söz etmeyin. Başarıyı yalnızca sonuca ya da performansa bağlamayın; süreç de başarının önemli bir parçasıdır.
Engellilik bir varoluştur; hastalık, kusur ya da yetersizlik değildir. Bu klişeler, engelli bireylere fedakârlık, sevgi ve şefkatle yaklaşılması gerektiği yönündeki yaygın inanışı besleyerek onların hak öznesi olduğu gerçeğini görünmez kılar.
Uzman görüşüne yer veren haberler, kamuoyunu bilgilendirmenin yanı sıra desteğe ihtiyaç duyan kişileri uzmanların temsil ettiği kurumlar ve sivil toplum örgütlerinden haberdar eder; kalıcı çözümlere yönelik politika önerilerinin tartışılmasına da katkı sağlar.
Yardım kampanyalarını umut ya da tek çözüm olarak haberleştirmek yerine, tedavinin sosyal güvence kapsamına alınmasını sağlayacak politikaları görünür kılan haberler yapın. Engelliliğe yoksulluğun eşlik ettiği hanelerde, çocuklarının yüksek tedavi masraflarını karşılayamayan ebeveynlerin yardım toplama çabaları da istismar edilebilmektedir.
