"Çocuğun Üstün Yararı İçin Etik Yayıncılık"
MediaCH Akademi
Analiz/DosyaMedya İzleme

Çocuk Haberciliğini 10 Gün Boyunca İzledik: Medya Ne Yapmalı? Uzmanlar Neler Öneriyor?

Google’da “çocuk ve haber” aramasında öne çıkan beş mecra 17-26 Ağustos tarihleri arasında izlendi. Çalışma, çocukların medyada nasıl temsil edildiğini; mahremiyet, sansasyonel dil, hak odaklı habercilik ve yapısal sorunların görünürlüğü üzerinden ele alıyor.
Muhabir: Yusuf Özgür Bülbül Ağustos 27, 2026 6 Dakika

MediaCH – Türkiye’de dijital medya hızla dönüşürken, bilgiye erişim de giderek arama motorları ve algoritmalar üzerinden şekilleniyor. Bu ortamda çocukların medyada nasıl temsil edildiği ciddi bir kamusal sorumluluk alanı olarak öne çıkıyor. Hak odaklı gazetecilik ilkeleri; çocukların yalnızca mağduriyet ya da suçla ilişkilendirilen nesneler olarak değil, kendi sözünü söyleyen birer “hak öznesi” olarak ele alınmasını, mahremiyetlerinin korunmasını, sansasyonel dilden kaçınılmasını ve ihlallerdeki kamu sorumluluğunun görünür kılınmasını gerektiriyor.

Peki, bu ilkeler dijital haber ortamında ne ölçüde karşılık buluyor? Gazeteci Yusuf Özgür Bülbül, MediaCH için 17-26 Ağustos tarihleri arasında Google’da “çocuk ve haber” aramasıyla ilk sıralarda yer alan TRT Haber, Milliyet, NTV Haber, Haberdecocuk.org ve Çocuk Gazetesi’nin içeriklerini izledi. Bilimsel ya da temsil gücü taşıyan nicel bir araştırma iddiası bulunmayan bu 10 günlük izleme, farklı mecraların çocuklara ilişkin haberleri hangi dil, yaklaşım ve yayıncılık tercihleriyle sunduğuna ilişkin bir tablo ortaya koyuyor.

Çocuk haberciliğinde kurumsal vitrin

İnceleme döneminde TRT Haber’in “Çocuk” kategorisi; çevrim içi güvenlik, dijital okuryazarlık, kültür-sanat ve çevre farkındalığı gibi başlıkları öne çıkararak yapıcı bir habercilik çizgisi sergiledi. Ancak bu yayıncılık pratiği, çocuğun haberdeki konumu açısından önemli bir açmazı da barındırıyor. İçeriklerin ağırlıklı bölümünü resmî kurumların, bakanlıkların ve sivil-kamusal iş birliklerinin etkinlik haberleri oluşturuyor.

“Hobi rehberi” ile “tık tuzağı” arasında ana akım medya

Arama sonuçlarının ikinci sırasında yer alan Milliyet’in “Çocuk” özel sayfası; bilim, doğa, oyun ve tarih kategorilerinde şiddetten arındırılmış, merak uyandırıcı bir alan sunuyor. Fakat mecra, doğrudan çocuğa mı yoksa ebeveyne mi seslendiği konusunda net bir çizgiye sahip değil. Haberler, çocuğu doğrudan bir okuyucu/özne olarak ele almak yerine haber alanını bir ebeveyn rehberliğine dönüştürüyor. Yaşam ve hobi alanına sıkışan bu yaklaşımda; çocuk emeği, yoksulluk, eğitimde eşitsizlik ve engelli hakları gibi yapısal hak alanları inceleme döneminde yer bulmuyor. Ayrıca sitede çocuklar için vakit geçirebilecekleri popüler oyunlar adı altında “başlangıç” oyunları da dikkat çekiyor.

NTV Haber örneği ise yaygın medyadaki sansasyonel habercilik ve tık tuzağı (clickbait) dilinin en belirgin yansımalarını sunuyor. Müstakil bir çocuk portalı bulunmayan mecradaki haber akışında, genel adli olaylar “Çocuk” etiketiyle sunuluyor. “Okulun spor salonunda feci ölüm”, “Paketli gıdaların arkasındaki korkunç gerçek” ve “Facianın eşiğinden dönüldü” gibi abartılı ve kaygı uyandırıcı dil kalıpları, haberi bilgilendirme işlevinden uzaklaştırıyor. Yaşamını yitiren çocukların fotoğraflarının açık biçimde kullanılması ve “suça sürüklenen çocuklar”a ilişkin haberlerin sunuluş biçimi de dikkat çekiyor.

Hak odaklı çocuk haberciliği

Arama sonuçlarında dördüncü sırada yer alan ve Bağımsız İletişim Ağı (Bianet) bünyesinde yayın yapan Haberdecocuk.org, hak odaklı habercilik açısından öne çıkan örneklerden biri. “Çocuklar korkmadan düşüncelerini söylemeli, büyükler onları dinlemeli” yaklaşımıyla hazırlanan portal; çocukları kendi sözünü söyleyen birer hak öznesi olarak merkeze alıyor. BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’yi referans gösteren, oyun hakkını, çocuk emeği sömürüsünü ve istismar vakalarının arkasındaki sistemsel aksaklıkları kamu sorumluluğu üzerinden sorgulayan mecra, dijital bir kütüphane işlevi görüyor.

Ancak Haberdecocuk.org’un en büyük sınırlılığı sürdürülebilirlik alanında yaşanıyor. Müstakil alt sitedeki içerik girişinin kesintiye uğraması ve güncel içeriklerin Bianet ana sitesine kayması, bu nitelikli hak kütüphanesini büyük ölçüde bir arşive dönüştürüyor. Bianet’te çocuk haberleri güncel olarak yer alırken, Haberdecocuk.org’da en son içeriğin 20 Kasım 2025’te yer aldığı görülüyor. Çocuklar için çeşitli rehberler ve sözlükler ise sitenin dijital arşivine katkı sunuyor.

Arama listesinin beşinci sırasında yer alan Çocuk Gazetesi (cocukgazetesi.com.tr) ise “Çok Yakında Burada” mesajıyla lansman aşamasında bulunuyor. Mecranın henüz içerik yayımlamamasına rağmen Google arama sonuçlarında üst sıralarda yer alması, dijital alanda nitelikli ve aktif çocuk haberciliği mecralarına duyulan ihtiyacı da gözler önüne seriyor.

Peki medya ne yapmalı? Uzmanlar ne söylüyor?

İletişim akademisyeni Esra Çınar, Uzman Psikolojik Danışman ve Yazar Mesut Güney Yılmaz ile Medya Akademisi Derneği (MAKDER) Genel Başkanı Selçuk Taşdemir, izleme çalışmasında ortaya çıkan bulgular ışığında değerlendirmelerde bulundu.

Çınar: Tık kaygısı çocuk haklarının önüne geçmemeli

İletişim akademisyeni Esra Çınar, izleme çalışmasında ortaya çıkan tablonun, ticari kaygılarla hareket eden ana akım medyanın çocuk haberleri üzerinden tıklanma oranlarını yükselten yayın çizgisine dikkat çektiğini belirtiyor:

Çalışmanız ışığında baktığımız zaman en net tablo, ticari habercilik kaygısıyla yayın yapan ana akım medyanın çocuk haberlerini tıklanma oranlarını artıran birer ‘dramatik malzeme’ olarak görmesidir. Oysa haber odalarının temel görevi tık tuzağı oluşturmak değil, BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ilkelerini haber diline yerleştirmektir. Suça sürüklenen veya şiddet gören çocukların adı ve fotoğrafıyla teşhir edilmesi, çocuk koruma kanunlarına ve basın etiğine aykırıdır. Medyanın, çocukları sadece yetişkinlerin lütfettiği etkinliklerin nesnesi değil, kendi haklarını talep eden toplumsal özneler olarak konumlandırması bir tercih değil, hukuki ve etik bir zorunluluktur.

Yılmaz: Çocuğun gelişim sürecini etkiliyor

Uzman Psikolojik Danışman ve Yazar Mesut Güney Yılmaz, haberlerde tercih edilen sansasyonel ifadelerin yalnızca bir olayı iletmekle kalmayıp çocukların güven duygusunu zedelediğini vurguluyor:

Haberlerde kullanılan “feci ölüm”, “korkunç gerçek”, “dehşete düşüren görüntüler” gibi sansasyonel ifadeler yalnızca bir olayı aktarmıyor; özellikle çocukların dünyasında güven duygusunu da sarsıyor. Çocuk, gelişimsel olarak henüz dünyayı anlamlandırma sürecindeyken sürekli ölüm, şiddet ve felaket görüntülerine maruz kaldığında, yaşadığı çevreyi olduğundan daha tehditkâr algılamaya başlayabiliyor. Bu da kaygı, korku, tetikte olma hâli ve ikincil travmatik stres gibi psikolojik sonuçlara zemin hazırlayabiliyor.

Daha da önemlisi, haberin öznesi bir çocuk olduğunda mesele yalnızca haber etiği olmaktan çıkıyor; doğrudan çocuğun psikolojik güvenliği ve geleceğiyle ilgili bir hâle geliyor. Kimliği, yüzü, yaşadığı travma ya da işlediği suç açıkça teşhir edilen bir çocuk, yaşadığı olayın yükünü bir de toplumun bakışıyla taşımak zorunda bırakılıyor. Çocuk bir kez “haber” hâline getirildiğinde, dijital iz çoğu zaman olayın kendisinden daha uzun ömürlü oluyor.

Oysa çocukların hata yapma, iyileşme, yeniden başlama ve geçmişlerinden bağımsız bir kimlik kurma hakkı vardır. Bir çocuğun bugün yaşadığı olay, onun bütün hayatının tanımı değildir. Bu nedenle çocuklarla ilgili haberlerde asıl soru ‘Bu haber ne kadar ilgi çeker?’ değil, ‘Bu haber çocuğun üstün yararını ve psikolojik bütünlüğünü nasıl etkiler?’ olmalıdır. Çünkü bir çocuğun mahremiyetini korumak yalnızca hukuki bir sorumluluk değil; onun gelecekte sağlıklı bir benlik kurabilmesi için psikolojik bir ihtiyaçtır.

MAKDER: Çocukların sorunları ve ihtiyaçları medyada görünür kılınmalı

Medya Akademisi Derneği (MAKDER) Genel Başkanı Selçuk Taşdemir, 10 günlük izleme çalışmasında dikkat çeken temel eksikliklerden birinin çocukların yaşadığı yapısal sorunların medyada yeterince yer bulmaması olduğunu belirtiyor:

Çocuk emeği sömürüsü, yoksulluk, mülteci çocukların eğitime erişim engelleri, engelli çocukların kamusal alandaki kapsayıcılık sorunları yaygın medyanın gündeminde yok. Medya, çocuğu yalnızca 23 Nisanlarda veya magazinel eğlence sayfalarında hatırlamaktan vazgeçmeli; kamu idaresini göreve çağıran, denetleyici ve hak temelli bir yayıncılık çizgisine çekilmelidir.

Taşdemir, ayrıca yerel medyaya da bu konuda önemli bir görev düştüğüne vurgu yaparak, çocuk odaklı habercilik eğitim ve seminerlerinin ücretsiz ve fon destekleriyle verilmesi gerektiğini kaydediyor.

17-26 Ağustos tarihli dijital izleme çalışması ve uzman değerlendirmeleri, incelenen mecralarda çocuk haberciliğinin geliştirilmesi gereken alanlar bulunduğunu gösteriyor. Çocuk haberciliğinin yalnızca kültür-sanat etkinlikleri, yarışmalar ve magazinsel içeriklerle sınırlandırılması yayıncılık sorumluluğunu eksik bırakıyor. Çocuk emeği sömürüsü, yoksulluk, engelli çocukların erişilebilirlik mücadeleleri ve mülteci çocukların hakları gibi yapısal sorunların da haber gündemine taşınması gerekiyor.

Haber merkezlerinin çocuğu pasif bir izleyici ya da yalnızca haberlerde adı geçen biri olarak görmekten vazgeçmesi de çocuk haberciliği açısından önem taşıyor. Haber mecralarının reyting ve tık kaygısı yerine çocuğun üstün yararını, mahremiyetini ve kamusal sorumluluğu gözetmesi; çocukları kendi sorunlarını dile getiren birer hak öznesi olarak haberin odağına yerleştirmesi gerekiyor.