MediaCH – UNICEF’in 3 Eylül 2026’da yayımladığı yeni araştırma, dijital ortamların çocuklar açısından taşıdığı riskleri yeniden gündeme getirdi. Araştırmaya göre 21 ülkede internet kullanan 12-17 yaş grubundaki yaklaşık 20 milyon çocuk, bir yıl içinde teknoloji aracılığıyla gerçekleşen cinsel sömürü veya istismarın en az bir biçimine maruz kaldı. Vakaların yüzde 1’inden azı ise polis, sosyal hizmet uzmanı ya da yardım hattına bildirildi.
Ancak çocukların dijital dünyayla ilişkisini yalnızca “tehlikelerden korunma” üzerinden ele almak yeterli değil. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesi, çocukların çevrim dışındaki haklarının dijital ortamda da geçerli olduğunu vurguluyor.
İşte çocukların dijital dünyadaki hakları konusunda bilinmesi gereken 10 temel nokta:
1. Çocuk hakları internete girince ortadan kalkmıyor
Çocuğun üstün yararı, ayrımcılıktan korunma, gelişim, katılım, mahremiyet ve bilgiye erişim gibi temel haklar dijital ortamda da geçerli.
Yani bir uygulamanın, sosyal medya platformunun ya da çevrim içi oyunun çocuklar tarafından kullanılıyor olması, çocuk haklarını o platformun dışında bırakmıyor.
2. Dijital güvenlik yalnızca ebeveynlerin sorumluluğu değil
Çocukların internette karşılaştığı sorunların çözümü çoğu zaman “anne-baba çocuğunu kontrol etsin” yaklaşımına indirgeniyor.
Oysa sorumluluk yalnızca ailelerde değil. Devletlerin çocukları koruyacak düzenlemeler oluşturması; teknoloji şirketlerinin de ürün ve hizmetlerini çocukların güvenliğini ve haklarını gözeterek tasarlaması gerekiyor. UNICEF de dijital hizmetlerde çocuğun üstün yararının karar süreçlerinin merkezinde olması gerektiğini vurguluyor.
3. Mahremiyet çocukların da hakkı
Çocukların fotoğrafları, konum bilgileri, mesajları, arama geçmişleri ve kişisel verileri onların mahremiyet alanının bir parçası.
Bu nedenle çocukların dijital ortamda izlenmesi, verilerinin toplanması veya paylaşılması yalnızca teknik bir “veri güvenliği” meselesi değil; aynı zamanda çocuk hakları meselesi.
4. Bir çocuğun fotoğrafını paylaşmadan önce onu da düşünmek gerekiyor
Ebeveynlerin, okulların, kulüplerin ve kurumların çocukların fotoğraflarını sosyal medyada paylaşması oldukça yaygın.
Ancak bir görüntünün bugün masum görünmesi, yıllar sonra çocuk açısından aynı anlama geleceği anlamına gelmiyor. Çocuğun yaşı ve gelişim düzeyi elverdiği ölçüde görüşünün ve rızasının dikkate alınması gerekiyor.
5. Çocukların internette söz söyleme hakkı da var
Çocukları dijital ortamdan tamamen uzaklaştırmak çocuk hakları yaklaşımıyla bağdaşmıyor.
İnternet; çocukların bilgiye erişebildiği, kendilerini ifade edebildiği, arkadaşlarıyla iletişim kurabildiği, oyun oynadığı ve toplumsal tartışmalara katılabildiği bir alan.
UNICEF de yalnızca çocukları zararlı içerikten korumaya odaklanan politikaların, çocukların ifade özgürlüğü ve mahremiyet gibi diğer haklarını gözden kaçırabileceğine dikkat çekiyor.
6. Yaş sınırı tek başına çocukları korumuyor
Bir platforma “13 yaşından küçükler giremez” yazmak, o platformu otomatik olarak çocuklar için güvenli hale getirmiyor.
Çocukların karşılaşabileceği içerikler, yabancı kişilerle iletişim imkânları, kişisel verilerin kullanılması, reklam sistemleri ve uygulamaların çocukları platformda daha uzun süre tutmaya yönelik tasarımları da güvenlik tartışmasının bir parçası.
Bu nedenle mesele yalnızca çocuğun kaç yaşında telefona sahip olduğu değil, kullandığı dijital ortamın nasıl tasarlandığı.
7. Risk yalnızca tanımadıkları kişilerden gelmiyor
Çevrim içi güvenlik anlatılarında çocuklara sık sık “yabancılarla konuşma” uyarısı yapılıyor. Ancak dijital ortamda gerçekleşen ihlaller her zaman tamamen yabancı kişilerden kaynaklanmıyor.
UNICEF’in 2026 araştırması, çocukların hem çevrim içi ortamda tanıştıkları kişiler hem de daha önceden tanıdıkları kişiler tarafından hedef alınabildiğini gösteriyor.
Dolayısıyla çocuklara yalnızca “kimlerle konuşmamaları gerektiğini” söylemek yerine, rahatsız oldukları bir durumda ne yapabileceklerini ve kimden destek alabileceklerini anlatmak gerekiyor.
8. Çocuğun yaşadığı sorunu anlatmaması, sorunun olmadığı anlamına gelmiyor
UNICEF’in 21 ülkede yürütülen araştırmasına göre teknoloji aracılığıyla cinsel sömürü veya istismara maruz kalan çocukların yüzde 40’tan fazlası yaşadıklarını hiç kimseye anlatmadı. Yetkililere bildirilen vakaların oranı ise yüzde 1’in altında kaldı.
Bu tablo, çocukların yardım istemesini kolaylaştıracak güvenli mekanizmaların önemini gösteriyor.
Çocuğun “Neden daha önce söylemedin?” sorusuyla karşılaşmayacağını bilmesi de bunun bir parçası.
9. Dijital eşitsizlik de bir çocuk hakları sorunu
Çocukların dijital dünyayla ilgili sorunları yalnızca “çok fazla telefon kullanmaları”ndan ibaret değil.
İnternete, bilgisayara veya uygun dijital araçlara erişemeyen çocuklar eğitim ve bilgiye erişim açısından dezavantaj yaşayabiliyor. Dijital teknolojiler çocuklar için eğitim, sosyalleşme, oyun ve yaratıcılık açısından önemli olanaklar sunarken bu olanaklara erişimdeki eşitsizlikler de haklar açısından değerlendirilmek zorunda.
10. Çocuklarla ilgili dijital politikalar çocuklara rağmen oluşturulmamalı
Belki de en çok gözden kaçan noktalardan biri bu.
Çocukların kullandığı platformlar, yaş sınırları, çevrim içi güvenlik uygulamaları ve dijital eğitim politikaları hakkında yetişkinler sürekli karar veriyor. Fakat çocukların görüşlerine çoğu zaman çok az başvuruluyor.
Oysa çocukların kendilerini doğrudan ilgilendiren konularda görüşlerini ifade etme hakkı var.
Çocuklar dijital dünyanın yalnızca korunması gereken kullanıcıları değil; aynı zamanda deneyimleri, ihtiyaçları ve görüşleri dikkate alınması gereken hak özneleri.
Yasaklamak değil, haklarını koruyarak güçlendirmek
Dijital dünyada çocuk güvenliği tartışmaları zaman zaman telefon yasağı, sosyal medya yaş sınırı veya ekran süresi gibi birkaç başlığa sıkışabiliyor.
Bunların bazıları belirli koşullarda gerekli olabilir. Ancak çocuk hakları perspektifi daha geniş bir soru soruyor:
Çocuklar dijital dünyanın sunduğu imkânlardan yararlanırken güvenlikleri, mahremiyetleri, gelişimleri ve söz hakları nasıl birlikte korunabilir?
Çünkü çocukların dijital dünyada güvende olması kadar, o dünyanın hak sahibi bireyleri olarak kabul edilmesi de gerekiyor.
