"Çocuğun Üstün Yararı İçin Etik Yayıncılık"
MediaCH Akademi
Analiz/DosyaEbeveyn Rehberliği

Yardım Paylaşımlarında Çocukların Mahremiyeti Nasıl Korunmalı?

Yardım faaliyetlerinde çocukların görüntülerinin paylaşılmasını uzmanlara sorduk: Hukukçular, psikologlar ve iletişim uzmanları mahremiyet, dijital ayak izi ve çocuğun üstün yararına dikkat çekti.
Muhabir: Fatma Uçkan Ağustos 2, 2026 7 Dakika

MediaCH – Bir montun teslim edildiği an, yeni ayakkabılarını giyen bir çocuğun gülümsemesi ya da okul çantasıyla çekilen bir fotoğraf… Yardım kuruluşlarının sosyal medya hesaplarında sıkça yer verdiği bu görüntüler, bir yandan yapılan yardım faaliyetlerini görünür kılarken, diğer yandan çocuk hakları açısından farklı değerlendirmeleri beraberinde getiriyor.

Özellikle ekonomik yoksulluk, afet ve göç gibi hassas koşullarda yaşayan çocukların görüntülerinin dijital ortamda paylaşılması; çocuğun mahremiyet hakkı, kişisel verilerinin korunması, dijital ayak izi ve çocuğun üstün yararı ilkesi kapsamında ele alınıyor.

YARDIM KURULUŞLARI ŞEFFAFLIK VE BAĞIŞÇI GÜVENİNİ GEREKÇE GÖSTERİYOR

Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 3. maddesi çocuklarla ilgili tüm işlemlerde çocuğun üstün yararının esas alınmasını öngörürken, 16. maddesi ise hiçbir çocuğun özel yaşamına keyfi ya da hukuka aykırı müdahalede bulunulamayacağını hükme bağlıyor. Türkiye’de Anayasa, Türk Ceza Kanunu ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu da çocukların özel hayatının ve kişisel verilerinin korunmasına ilişkin hükümler içeriyor.

Yardım faaliyetlerinde çocukların görüntülerinin kullanılmasına ilişkin değerlendirmeler ise yalnızca hukuki düzenlemelerle sınırlı kalmıyor. Yardım kuruluşları, psikologlar, hukukçular ve iletişim uzmanları konuya farklı açılardan yaklaşıyor.

Van’da yardım faaliyetleri yürüten bir sivil toplum kuruluşunun yöneticisi Salih Aslan, çocukların fotoğraflarını paylaşırken onları rencide edecek görüntülere yer vermemeye özen gösterdiklerini söyledi.

Aslan, paylaşımlarda çocukların mağduriyetini değil, yardım sonrasında yaşadıkları mutluluğu göstermeye çalıştıklarını belirterek, “Bir mont aldıklarında ya da yeni botlarını giydiklerinde yaşadıkları sevinci paylaşıyoruz. Çocuklarımızı incitecek herhangi bir kareyi kullanmıyoruz.” dedi.

Yardım faaliyetlerinin sürdürülebilmesi için bağışçılarla güven ilişkisi kurulmasının önemli olduğunu ifade eden Aslan, farklı illerden ve yurt dışından destek veren kişilerin yardımların yerine ulaştığını görmek istediğini söyledi. Paylaşımların bu güven ilişkisinin bir parçası olduğunu belirten Aslan, ailelerin bilgisi ve rızasıyla hareket ettiklerini, çocukların da çoğu zaman fotoğraf çektirmek istediğini dile getirdi.

Aslan, çocukların korunmasının kendileri açısından da öncelikli olduğunu ifade ederek, amaçlarının çocukları teşhir etmek değil, yapılan yardımın ulaştığını göstermek olduğunu söyledi.

HUKUKİ ÇERÇEVEDE ÇOCUKLARIN GÖRÜNTÜLERİ

Ancak çocuk hakları alanında çalışan uzmanlar, çocukların görüntülerinin paylaşılmasının yalnızca aile rızası veya iyi niyet çerçevesinde değerlendirilemeyeceğini; çocukların bugününün yanı sıra gelecekte karşılaşabilecekleri olası etkilerin de dikkate alınması gerektiğini ifade ediyor.

Bilişim ve kişisel verilerin korunması hukuku hakkında açıklamalarda bulunan Avukat Rojhat Levent Özgökçe, kamusal alanda fotoğraf çekmenin hukuken mümkün olduğunu ancak bunun sınırsız bir hak olarak değerlendirilemeyeceğini söyledi.

Özgökçe, Türk Ceza Kanunu’nun 134. maddesinde özel hayatın gizliliğinin korunduğunu belirterek, Yargıtay kararlarında kamuya açık alanda bulunmanın kişinin görüntüsünün kaydedilmesine veya dijital ortamda paylaşılmasına yönelik rıza olarak kabul edilmediğini ifade etti.

Bir kişinin yüz görüntüsünün 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında kişisel veri niteliği taşıdığını belirten Özgökçe, görüntünün kaydedilmesi, saklanması ve sosyal medya gibi dijital platformlarda paylaşılmasının kişisel veri işleme faaliyeti olarak değerlendirildiğini söyledi.

Özgökçe, “Genel kompozisyon, kalabalık içinde tesadüfi kareler, siluet veya yüz bulanıklaştırma teknikleri kullanıldığında hukuki risk büyük ölçüde azalır. Emsal Karar: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2013/10841 E., 2014/8373 K. sayılı kararı (07.04.2014) bu konuda çok nettir. Kamusal alanda dahi odaklanarak izinsiz görüntü almanın özel hayatı ihlal ettiği kabul edilmiştir” dedi.

Çocuklara ilişkin görüntülerde korumanın daha hassas ele alınması gerektiğini ifade eden Özgökçe, özellikle belirli bir çocuğa odaklanan görüntülerin paylaşılmasının hukuki açıdan daha dikkatli değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

Çocukların kimliklerini ortaya çıkarabilecek görüntüler yerine genel planların tercih edilmesi, gerektiğinde yüzlerin görünürlüğünü ortadan kaldıracak yöntemlerin kullanılması ve mümkün olduğunca açık rıza alınmasının hukuki riskleri azaltabileceğini ifade eden Özgökçe, çocukların kişilik haklarının tüm süreçlerde gözetilmesi gerektiğini söyledi.

VELAYET HAKKI SINIRSIZ BİR YETKİ SAĞLAMIYOR

Avukat Yasin Şamlı, ebeveynlerin çocuklarının özel hayatını koruma yükümlülüğü bulunduğunu belirtti.

Velayet hakkının çocuk üzerinde sınırsız bir yetki sağlamadığını ifade eden Şamlı, çocukların doğumla birlikte kişilik haklarına sahip olduğunu; Anayasa, Türk Ceza Kanunu ve Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun çocukların özel hayatını koruyan hükümler içerdiğini söyledi.

Şamlı, ayırt etme gücüne sahip olmayan çocukların rızasının hukuken geçerli kabul edilmediğini, çocukların reşit olduktan sonra kişilik haklarının ihlal edildiğini düşünmeleri hâlinde hukuki yollara başvurabileceklerini ifade etti.

DİJİTAL AYAK İZİ ÇOCUKLARIN GELECEĞİNİ ETKİLEYEBİLİYOR

Aynı zamanda ebeveynlerin çocuklarına ait görselleri sosyal medyada paylaşmasının kişisel verilerin işlenmesi anlamına geldiğini belirten Şamlı, mevcut mevzuatın çocukların özel hayatının korunmasına ilişkin temel çerçeveyi oluşturduğunu dile getirdi.

Şamlı, çocuklara ait kişisel verilerin özellikle sosyal medya ve dijital platformlarda paylaşılmasının ilerleyen yıllarda çeşitli riskler oluşturabileceğini söyledi.

Çocuklara ilişkin verilerin hukuka uygun şekilde işlenmesinin önem taşıdığını ifade eden Şamlı, ailelerin sosyal medya paylaşımlarında çocuğun üstün yararı ilkesini gözetmesi gerektiğini belirtti.

Çocukların kişilik haklarını ve hukuki menfaatlerini zedeleyen paylaşımların ilerleyen süreçte hukuki sorumluluk doğurabileceğini söyleyen Şamlı, çocukların 18 yaşını doldurduktan sonra hukuka aykırı paylaşımlar nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebinde bulunabileceklerini ifade etti. Dijital ortamda yer alan içeriklerin “unutulma hakkı” kapsamında kaldırılmasının da talep edilebileceğini belirten Şamlı, çocukların kişisel verilerinin üçüncü kişiler tarafından farklı amaçlarla kullanılabilmesi riskine de işaret etti.

Şamlı, çocuğun görüntüsü ve kimlik bilgilerinin kişisel veri niteliğinde olduğunu belirterek, ebeveynlerin sosyal medya paylaşımlarında da çocuğun üstün yararı ilkesinin esas alınması gerektiğini ifade etti. Velayet hakkının sınırsız olmadığını kaydeden Şamlı, paylaşımın niteliğine göre özel hayatın gizliliğinin ihlali, kişisel verilerin hukuka aykırı şekilde işlenmesi ya da aile hukukundan doğan yükümlülüklerin ihlali kapsamında hukuki sorumlulukların gündeme gelebileceğini söyledi.

Hukuki çerçevenin yanında hukukçular, dijital ortamda paylaşılan görüntülerin çocukların ruhsal gelişimi üzerindeki etkilerinin de değerlendirilmesi gerektiğini ifade ediyor.

PAYLAŞIMLAR YILLAR SONRA AKRAN ZORBALIĞINA DÖNÜŞEBİLİYOR

Çocuk ve Ergen Danışmanı Psikolog Pelin İnan, yardım faaliyetleri sırasında çekilen fotoğraf ve videoların yalnızca paylaşıldıkları dönemle sınırlı kalmadığını, çocukların yaşamlarının ilerleyen dönemlerinde de karşılarına çıkabildiğini söyledi.

İnan, internete yüklenen içeriklerin dijital ayak izi oluşturduğunu belirterek, bu görüntülerin yıllar sonra okul yaşamında veya sosyal çevrede yeniden dolaşıma girebildiğini ifade etti. Çocukların geçmişte yardım alan kişi olarak etiketlenmesinin akran zorbalığına, utanç duygusuna ve özgüven kaybına neden olabileceğini belirten İnan, çocukların bu süreci yetişkinler gibi değerlendiremediğini söyleyerek şu sözleri kaydetti:

“Çocuk, çevresi tarafından ‘muhtaç’, ‘fakir’ veya ‘yoksul’ olarak etiketlenebilir. Yaşanan bu durum kronik bir utanç duygusuna, aşağılık kompleksine ve yetişkinlik yıllarına kadar uzanacak derin bir özgüven eksikliğine dönüşebilir. Çocuklar erken yaşlarda ‘veren’ ve ‘alan’ arasındaki asimetrik güç ilişkisini anlamlandıramazlar. Kendilerine yardım eden yetişkinlerin, bu yardım karşılığında bir ‘poz’ talep etmesi, çocuğun dünyasındaki koşulsuz iyilik ve güven algısını zedeleyebilir.”

Ekonomik yoksunluk yaşayan ailelerin her zaman bu paylaşımlara itiraz etmemesinin rıza olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade eden İnan, yardımın kesileceği endişesi, haklara ilişkin bilgi eksikliği ya da yeniden görünür olmaktan kaçınma gibi nedenlerle ailelerin sessiz kalabildiğini dile getirdi.

İnan, ebeveyn izni bulunsa dahi çocukların yüzlerinin açık biçimde paylaşılmasının çocuk hakları bakımından ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, yardım faaliyetlerinin çocukların kimliklerini ortaya çıkarmadan da kamuoyuna aktarılabileceğini söyledi.

Çocukların görüntülerinin paylaşılması konusu iletişim etiği bakımından da değerlendiriliyor.

İLETİŞİM ETİĞİNDE ÇOCUK HAKLARI NASIL KORUNUYOR?

İletişim ve sosyal medya uzmanı Mert Tamtürk, dijital platformlarda güven oluşturmanın yalnızca yapılan yardımı göstermekle değil, yardımın hangi iletişim yöntemiyle anlatıldığıyla da ilişkili olduğunu söyledi.

Tamtürk, çocukların açık kimlikleriyle yer aldığı içeriklerin internet ortamında kalıcı hale geldiğini, silinse dahi farklı platformlarda dolaşımını sürdürebildiğini belirtti. Gelişen yapay zekâ teknolojileri ve dijital arşivleme sistemleri nedeniyle bugün paylaşılan bir görüntünün yıllar sonra yeniden erişilebilir hale gelebildiğini ifade eden Tamtürk,

“Çocukların rızası ya da ailelerinin çaresizlikten kaynaklanan sessiz onayları alınmış olsa bile, bu görselleri açık yüzle paylaşmak dijital ayak izi güvenliğini hiçe saymaktır. Algoritmaların veriyi işleme hızı ve yapay zekâ teknolojilerinin gelişimi göz önüne alındığında, bugün iyilik adı altında paylaşılan bir çocuk fotoğrafı, ilerleyen yıllarda o bireyin profesyonel ve sosyal hayatını zedeleyecek bir siber zorbalık malzemesine dönüşebilir. Bir iletişim stratejisi, anlık beğeni ve etkileşim (engagement) oranlarını artırmak uğruna bir insanın geleceğini riske atamaz” diye konuştu.

Yardım faaliyetlerinin görünür kılınmasının çocukların yüzlerini açık biçimde paylaşmayı zorunlu kılmadığını belirten Tamtürk, yapılan yardımların ulaştığı okulların genel görüntüleri, dağıtılan malzemeler ya da çocukların kimliklerini ortaya çıkarmayan karelerle de kamuoyunun bilgilendirilebileceğini ifade etti.

ÇOCUK KORUMA POLİTİKALARI HANGİ İLKELERİ ESAS ALIYOR?

Çocukların korunmasına yönelik hazırlanan politika belgelerinde de benzer ilkelere yer veriliyor. Türk Psikologlar Derneği’nin Çocuk Koruma Politikası’nda çocuklarla ilgili tüm çalışmalarda çocukların güvenliğinin, refahının ve haklarının korunmasının esas olduğu belirtilirken, çocukların mahremiyetinin korunması ve zarar vermeme ilkesinin tüm uygulamalarda gözetilmesi gerektiği ifade ediliyor.

Politikada ayrıca çocuklarla ilgili her türlü karar ve uygulamada çocuğun yüksek yararının öncelikli olduğu, çocukların kimliğini ortaya çıkarabilecek içeriklerin paylaşımında gerekli özenin gösterilmesi gerektiği belirtiliyor.