"Çocuğun Üstün Yararı İçin Etik Yayıncılık"
MediaCH Akademi
Analiz/Dosya

Okula Kayıt Olmadan RAM’e Gidemiyor, RAM’e Gitmeden Destek Alamıyor

Özel gereksinimli mülteci çocuklar; okul kaydı, tercüman eksikliği ve mevzuattaki boşluklar nedeniyle eğitim hakkına erişimde çok katmanlı engellerle karşılaşıyor.
Haber: Rengin Uçkan Haziran 4, 2026 5 Dakika

M.A. 9 yaşında. Yürüme engelli. Ailesi, onun da yaşıtları gibi okula gitmesini, eğitim almasını ve sosyal hayata katılmasını istedi. Ancak süreç daha ilk adımda tıkandı.

Aile çocuğunu okula kaydettirmek istediğinde okul yönetimi kaydı almak istemedi. Türkçe bilmeyen ve eğitim sistemindeki başvuru yollarına hâkim olmayan aile, ne yapacağını bilemedi. Oysa M.A.’nın Rehberlik ve Araştırma Merkezi’nde (RAM) değerlendirmeye alınabilmesi için önce resmi olarak bir okula kayıtlı olması gerekiyordu.

Sivil toplum kuruluşlarının da dahil olduğu uzun görüşmelerin ardından M.A. okula kaydedilebildi. Fakat bu kez RAM sürecinde başka bir sorun ortaya çıktı: tercüman yoktu. Aileyle sağlıklı iletişim kurulamadı ve sürecin ilerlemesi yine kişisel çabalara bağlı kaldı.

RAM değerlendirmesi sonucunda okulun fiziksel koşullarının çocuk için uygun hale getirilmesi gerektiği belirtildi. Sınıfın alt kata alınması gibi basit düzenlemeler önerildi. Ancak raporda yer alan bilgilere göre okulda gerekli düzenlemeler yapılmadı ve aileye resmi bir gerekçe de sunulmadı. Bunun sonucunda M.A. okula düzenli devam edemedi.

M.A.’nın hikâyesi tekil bir örnek değil. Türkiye’de özel eğitim ihtiyacı olan mülteci çocukların eğitim süreçleri yalnızca engellilik durumuna bağlı olarak şekillenmiyor. Dil bariyeri, yoksulluk, okul kayıt süreçleri, RAM değerlendirmeleri, rehabilitasyon hizmetlerine erişimdeki belirsizlikler ve kurumsal uygulama farklılıkları çocukların eğitim hakkını doğrudan etkiliyor.

Hayata Destek Derneği’nin “Mardin’de Yaşayan Engelli Mülteciler Koruma İzleme Raporu” da bu tabloyu sahadan örneklerle ortaya koyuyor. Rapora göre engelli mülteci çocuklar; okul kayıtlarından RAM değerlendirmelerine, özel eğitim ve rehabilitasyon hizmetlerinden uygulama okullarına kadar birçok aşamada ayrımcı uygulamalarla, kapasite sorunlarıyla ve erişim engelleriyle karşılaşıyor.

Rehabilitasyon hizmetleri yoksul aileler için erişilemez hale geliyor

Özel eğitim ihtiyacı olan çocuklar için rehabilitasyon hizmetleri, eğitim sürecinin önemli bir parçası. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan özel gereksinimli çocukların rehabilitasyon merkezlerinden aldığı destek eğitim hizmetleri kamu tarafından karşılanıyor. Ancak sahada çalışan uzmanlara göre, mülteci çocukların bu hizmetlerden hangi koşullarda yararlanacağına ilişkin açık, kapsayıcı ve uygulanabilir bir mekanizmanın bulunmaması ciddi hak kayıplarına yol açıyor.

Bu belirsizlik en çok yoksullukla mücadele eden aileleri etkiliyor. Sahada karşılaşılan vakalardan birinde, üç zihinsel engelli çocuğu bulunan Suriyeli bir aile, ekonomik imkânsızlıklar nedeniyle çocuklarını rehabilitasyon merkezine gönderemedi.

Çocukların devlet okullarındaki özel eğitim hizmetlerinden yararlanabilmesi için önce resmi eğitim sistemine dahil edilmeleri gerekiyordu. Ancak süreç burada da kolay ilerlemedi.

İlkokul çağındaki çocuklardan biri okula kaydedilebildi ve RAM değerlendirmesi tamamlandı. Buna rağmen çocuğun uygulama okuluna yerleştirilmesi üç aydan uzun sürdü. Okula başladıktan sonra ise dil bariyeri nedeniyle hem dersleri takip etmekte hem de akranlarıyla ilişki kurmakta zorlandı.

Ortaokul ve lise çağındaki diğer iki çocuk için süreç neredeyse hiç ilerleyemedi. Okullar, çocukların Suriye’de tamamladıkları eğitim seviyesini gösteren belge talep etti. Ailenin bu belgelere ulaşamaması üzerine denklik sınavı gündeme geldi. Ancak çocukların zihinsel ve fiziksel engel durumları nedeniyle bu sınav da uygulanabilir olmadı.

Herhangi bir okula kayıt yapılamadığı için bu çocuklar eğitim sisteminin tamamen dışında kaldı.

“Uyum programları özel gereksinimli çocukları yeterince kapsamıyor”

Mülteci hakları alanında çalışan Reyhan Der Proje ve Ofis Sorumlusu Mehmet Ali Konak’a göre mevcut eğitim politikaları, özel gereksinimli mülteci çocukların ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalıyor.

Konak, mülteci çocuklara yönelik uyum çalışmalarının varlığına rağmen özel gereksinimli çocukların çoğu zaman bu programların dışında kaldığını belirtiyor:

Uyum programları var ancak bu programlar özel gereksinimli çocukları yeterince kapsamıyor. Okul idarelerinin sorumluluk almaktan kaçınması, rehabilitasyon merkezlerinde mülteci çocukları kapsayan açık bir düzenlemenin bulunmaması ve ailelerin süreçlere dair yeterli bilgiye sahip olmaması nedeniyle çocuklar eğitim hakkına tam olarak erişemiyor.

Konak’a göre özel eğitim ihtiyacı olan mülteci çocukların haklara erişimini güvence altına alacak açık bir hukuki düzenlemeye ihtiyaç var.

Rehabilitasyon hizmetlerinin finansmanı için uluslararası fon mekanizmaları oluşturulmalı. Aksi halde bu çocuklar eğitim haklarına erişememeye devam edecek.

RAM sürecinde tercüman eksikliği çocukların yönlendirilmesini etkiliyor

Rengarenk Umutlar Derneği üyesi ve Çocuk Çalışmaları Uzmanı Bahtiyar Bayram ise özellikle RAM süreçlerinde kurumsal tercüman desteğinin eksikliğine dikkat çekiyor:

Çocukla, bakım verenle ve değerlendirmeyi yapan uzmanla sağlıklı iletişim kurulamadığında çocuğun gelişimsel durumu doğru değerlendirilemiyor. Bu da çocukların ihtiyaçlarına uygun olmayan eğitim modellerine yönlendirilmesine neden olabiliyor.

Bayram, dil bariyerinin yalnızca değerlendirme aşamasında değil, çocuk okula başladıktan sonra da devam ettiğini belirtiyor:

Dil bariyeri nedeniyle çocuklar hem dersleri takip etmekte hem de sosyal ilişki kurmakta zorlanıyor. Bu durum çocukların okula aidiyet hissini zayıflatıyor ve eğitimden kopma riskini artırıyor.

Uzmanlara göre bu nedenle özel gereksinimli mülteci çocukların eğitime erişimi yalnızca kayıt işlemiyle sınırlı görülmemeli. Çocuğun okul içinde desteklenmesi, akranlarıyla ilişki kurabilmesi, dersleri takip edebilmesi ve ihtiyaçlarına uygun eğitim ortamına erişebilmesi de bu hakkın parçası olarak ele alınmalı.

Uluslararası sözleşmeler güvence sağlıyor, uygulamada belirsizlik sürüyor

Türkiye’nin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme’nin 24. maddesi, engelli bireylerin eğitim hakkına ayrımcılık olmadan erişebilmesini güvence altına alıyor. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın eşitlik ilkesini düzenleyen 10. maddesi ile devletin temel amaç ve görevlerini düzenleyen 5. maddesi de haklara erişimde ayrımcılığın önlenmesi ve sosyal devlet yükümlülükleri açısından önemli bir çerçeve sunuyor.

5378 Sayılı Engelliler Hakkında Kanun ve Milli Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği de özel eğitim ihtiyacı olan çocukların desteklenmesine ilişkin hükümler içeriyor.

Ancak sahada çalışan uzmanlara göre sorun, hakların kâğıt üzerinde tanınmasından çok uygulamada nasıl hayata geçirildiğiyle ilgili. Mülteci çocukların rehabilitasyon hizmetlerinden hangi koşullarda yararlanacağına, RAM süreçlerinde tercüman desteğinin nasıl sağlanacağına ve okul kayıtlarında yaşanan engellerin nasıl denetleneceğine ilişkin açık ve bağlayıcı mekanizmaların eksikliği, çocukların eğitim hakkına erişimini zorlaştırıyor.

Ailelerin talebi: Eşit erişim, tercüman desteği ve erişilebilir okullar

Haber kapsamında görüşülen ailelerin ortak talebi ise çocuklarının eğitim hakkına eşit biçimde erişebilmesi. Aileler; özel eğitim ve rehabilitasyon hizmetleri için sağlanan desteklerin mülteci çocukları da kapsamasını, RAM süreçlerinde tercüman desteği verilmesini, okul kayıt süreçlerinde ayrımcı uygulamaların denetlenmesini, engelli çocuklar için erişilebilir koşullar oluşturulmasını, uygulama okullarındaki kapasite sorunlarının çözülmesini ve eğitim süreçlerine ilişkin kendi dillerinde bilgilendirme yapılmasını istiyor.

Uzmanlara göre özel gereksinimli mülteci çocukların eğitim hakkına erişimi ailelerin ya da sivil toplum kuruluşlarının bireysel çabalarına bırakılamaz. Okul kaydı, RAM değerlendirmesi, tercüman desteği, rehabilitasyon hizmetleri ve okul içi uyum süreçlerini kapsayan bütünlüklü bir kamu politikasına ihtiyaç var.

Çünkü M.A.’nın hikâyesi yalnızca bir çocuğun okula gidememesiyle ilgili değil. Aynı zamanda sistemin, en kırılgan durumdaki çocukları ne kadar kapsayabildiğine dair daha büyük bir soruyu gündeme getiriyor.