"Çocuğun Üstün Yararı İçin Etik Yayıncılık"
MediaCH Akademi
Köşe Yazısı

Onuncu çocuğa araba değil, her çocuğa güvenli yaşam

Ordu Kumru Belediyesi’nin çocuk sayısına göre destek, iş ve araç vaadi, çocuk hakları açısından önemli soruları gündeme taşıyor. Çocuklar ödül sistemlerinin değil; güvenli, eşit ve onurlu bir yaşamın öznesidir.
Yazar: Furkan Tunçdemir Mayıs 25, 2026 4 Dakika

Ordu’nun Kumru ilçesinde belediyenin açıkladığı “nüfus teşvik programı” kamuoyunun gündemine oturdu. Açıklamaya göre üçüncü çocuktan itibaren ailelere maddi destek verilecek, sekiz çocuk sahibi olanlara belediyede iş imkânı sağlanacak, on çocuk sahibi ailelere ise sıfır kilometre araç verilecek.

Evet, yanlış okumadınız.

Memlekette çocuk politikası konuşuyoruz sanıyorduk; meğer kampanya kataloğu inceliyormuşuz. Üç çocukta destek, sekiz çocukta iş, on çocukta araba… Biraz daha ilerlese “on beş çocukta yazlık, yirmi çocukta belediye iştirakinden hisse” diye devam edecek gibi.

Şaka bir yana, mesele komik olduğu kadar ciddi.

Çünkü burada çocuk, hak sahibi bir birey olarak değil; sayı, hedef, teşvik kalemi ve ödül sisteminin parçası olarak ele alınıyor. Çocuğun sağlığı, eğitimi, beslenmesi, güvenliği, oyun hakkı, ruhsal iyilik hali ve sosyal hizmetlere erişimi değil; kaçıncı çocukta ne verileceği konuşuluyor.

Bu yaklaşım, çocuk hakları açısından yalnızca eksik değil; baştan sorunlu bir zemine oturuyor.

Bir çocuğun dünyaya gelmesi, bir haneye araba kazandıracak kampanya şartı gibi tartışılamaz. Çocuk, belediyenin nüfus kaygısına, siyasetin demografik beklentilerine ya da ailenin ekonomik hesabına indirgenemez. Çocuk kendi başına hak sahibidir.

Üstelik burada başka bir soru daha var: Madem belediyenin böyle bir imkânı var, neden bu imkânı çocukların ve ailelerin temel ihtiyaçları için karşılıksız, eşit ve hak temelli biçimde kullanmıyor?

Amaç halk değil mi?

Eğer belediyenin kaynak yaratma gücü varsa, neden çocuklara ücretsiz ve nitelikli kreş hizmeti sunulmuyor? Neden okula giden çocuklara beslenme desteği sağlanmıyor? Neden her mahallede güvenli oyun alanları kurulması konuşulmuyor? Neden çocukların kültür, sanat ve spor faaliyetlerine erişimi güçlendirilmiyor? Neden ailelere sosyal hizmet, psikolojik destek ve danışmanlık mekanizmaları sunulmuyor?

Yani mesele şu: Belediyenin eli araba vermeye uzanabiliyorsa, çocuğun sütüne, okul çantasına, beslenme çantasına, oyun parkına ve kreşine de uzanabilir.

Ama burada tercih edilen şey, hak temelli hizmet değil; dikkat çekici vaat.

Bu da bizi asıl meseleye getiriyor. Türkiye’de insanların ekonomik sıkışmışlığı, işsizlik kaygısı, yoksullukla mücadelesi ve temel ihtiyaçlara erişim sorunu bazen öyle bir noktaya getiriliyor ki sosyal politika yerini ödüllü yarışma mantığına bırakıyor.

Sekiz çocuk yapana iş…

Peki iş bir hak değil mi? Geçim güvencesi, sosyal destek ve insanca yaşam koşulları çocuk sayısına göre mi dağıtılacak? Bir yurttaşın işe erişimi için sekiz çocuk sahibi olması mı gerekiyor? O zaman belediye hizmetleri de puan sistemiyle mi işleyecek? Üç çocukla bronz paket, sekiz çocukla gümüş paket, on çocukla platin üyelik…

Bu dil komik görünüyor ama aslında çok acı bir tabloyu gösteriyor.

Çünkü insanların en temel ihtiyaçları, yani iş, gelir, ulaşım, destek, sosyal hizmet ve çocukların iyi olma hali; bir teşvik kampanyasının parçası haline getiriliyor. Halkın zaten hak olarak erişmesi gereken hizmetler, “şartlı ödül” gibi sunuluyor.

Oysa belediyecilik kampanya yönetimi değildir.

Yerel yönetimin görevi, yurttaşı belli davranışlara yönlendirmek için ödül dağıtmak değil; kentte yaşayan herkesin temel hizmetlere eşit ve onurlu biçimde erişmesini sağlamaktır. Çocuklar söz konusu olduğunda bu sorumluluk daha da büyür. Çünkü her çocuk, kaçıncı çocuk olduğundan bağımsız olarak aynı haklara sahiptir.

Üçüncü çocuk da çocuktur.

Sekizinci çocuk da çocuktur.

Onuncu çocuk da çocuktur.

Tek çocuk da çocuktur.

Çocuğun değeri, aileye sağlanan ödülle ölçülemez.

Bir belediye gerçekten çocukları düşünüyorsa, önce şu sorulara yanıt vermelidir:

Bu ilçede çocuk yoksulluğu var mı?
Çocukların yeterli ve sağlıklı beslenmeye erişimi var mı?
Okul öncesi eğitim olanakları yeterli mi?
Engelli çocuklar belediye hizmetlerine erişebiliyor mu?
Çocuklar için güvenli oyun alanları var mı?
Ergenlerin ruh sağlığı için danışmanlık mekanizmaları kurulmuş mu?
Çalıştırılan çocuklar var mı?
Sosyal hizmet birimleri ailelere düzenli destek sunuyor mu?

Bu soruların cevabı yoksa, “10 çocuk yapana araba” cümlesi çocuk politikası değil, vitrin politikasıdır.

Ailelere destek verilmesine elbette kimse karşı çıkmaz. Aileler desteklenmeli. Çocukların iyi olma hali için kamusal kaynaklar kullanılmalı. Ancak destek, çocuk sayısını artırmaya dönük bir ödül sistemine değil; her çocuğun hakkını güvence altına alan sürekli, eşitlikçi ve hak temelli politikalara dayanmalıdır.

Çocuklar için yapılacak şey bellidir: Kreş açarsınız. Beslenme desteği sağlarsınız. Parkları güvenli hale getirirsiniz. Aile danışmanlığı kurarsınız. Sosyal hizmeti güçlendirirsiniz. Engelli çocuklar için erişilebilir hizmetler geliştirirsiniz. Çocukların kültür, sanat ve spor faaliyetlerine ücretsiz katılımını sağlarsınız. Çocukların sesini yerel karar süreçlerine dahil edersiniz.

Bunlar zor mu? Elbette kaynak ister, planlama ister, irade ister. Ama çocuk politikası tam da budur. Yoksa “çocuk sayısına göre ödül” dağıtmak, çocuk hakları politikası değil; nüfus artışını promosyonla pazarlama girişimidir.

Çocuk doğurana araba değil; çocuğa hak gerekir.

Çocuğa güvenli bir yaşam gerekir.
Çocuğa okul gerekir.
Çocuğa beslenme gerekir.
Çocuğa oyun gerekir.
Çocuğa korunma gerekir.
Çocuğa sesinin duyulduğu bir kent gerekir.

Madem imkân var, şart koşmadan sağlayın.

Çünkü amaç gerçekten halksa, hizmet ödül olmaz. Hak olur.

Köşe Yazarı

Furkan Tunçdemir

Gazeteci