Millî Eğitim Bakanlığı (MEB), 2026-2027 eğitim öğretim yılında okullarda yürütülecek iş ve işlemleri belirleyen 2026/70 sayılı genelgeyi 19 Ağustos’ta yayımlayarak 81 ile gönderdi.
14 Eylül 2026’da başlayacak yeni eğitim öğretim yılı için hazırlanan genelgede; okul güvenliğinden öğretmenlerin çalışma düzenine, öğrencilerin değerlendirilmesinden dijital eğitim platformlarına, sınıf planlamasından özel eğitim hizmetlerine kadar birçok alanda düzenlemeler yer aldı. Bakanlık, genelgenin amacını eğitim faaliyetlerinin “uygulama birliği” içinde yürütülmesi, eğitim hizmetlerinin niteliğinin artırılması ve eğitim ortamlarının güvenli, etkin ve verimli yönetilmesi olarak açıkladı.
Genelgenin yayımlanmasının ardından Eğitim-İş ve Eğitim Sen, düzenlemelerin birçok maddesine itiraz etti. Eğitim-İş, genelgenin bazı hükümlerini yargıya taşıyacağını duyururken Eğitim Sen, düzenlemenin eğitimi daha merkezi bir yapıya taşıdığını ve öğretmenlerin mesleki özerkliğini sınırlandırdığını belirtti.
Öğretmenlere önlük giyme hükmü
Genelgenin en fazla tartışılan düzenlemelerinden biri öğretmenlerin kılık ve kıyafetine ilişkin oldu.
MEB; eğitim kurumu yöneticileri, öğretmenler ve eğitim çalışanlarının görevlerini yerine getirirken öğretmenlik mesleğinin saygınlığını ve öğrencilere örnek olma niteliğini gözetmesini istedi. Genelgede çalışanların kıyafetlerinde “mesleğin vakarına, kamu hizmetinin ciddiyetine ve toplumsal hassasiyetlere” uygun hareket etmeleri ve önlük giymeleri gerektiği belirtildi.
Konunun eğitim öğretim yılı başındaki öğretmenler kurulunda gündeme getirilmesi, uygulamanın millî eğitim müdürlükleri tarafından takip edilmesi de istendi.
Eğitim-İş: “Genelgeyle yeni bir yükümlülük yaratılamaz”
Eğitim-İş, 19 Ağustos’ta yayımladığı kapsamlı değerlendirmede önlük düzenlemesinin hukuki dayanağı bulunmadığını savundu.
Sendika, genelgede atıf yapılan Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık ve Kıyafetine Dair Yönetmelik’te öğretmenlere yönelik genel bir önlük zorunluluğunun bulunmadığını belirterek, yönetmelikte düzenlenmeyen bir yükümlülüğün genelgeyle getirilemeyeceğini ifade etti.
Eğitim-İş ayrıca “mesleğin vakarı” ve “toplumsal hassasiyetler” ifadelerinin sınırlarının belirsiz olduğunu, bu kavramların kıyafet denetiminde ölçüt haline getirilmesinin idareye geniş bir müdahale alanı açabileceğini savundu.
Sendika 20 Ağustos’ta yaptığı ikinci açıklamada ise kılık-kıyafet konusundaki eylem kararını önlük uygulamasını da kapsayacak biçimde genişleteceğini duyurdu.
Açıklamada, öğretmenlik mesleğinin saygınlığının tek tip kıyafetle değil; ücret ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi, mesleki hakların korunması ve güvenceli istihdamla sağlanabileceği vurgulandı.
Eğitim-İş ayrıca il ve ilçe millî eğitim müdürlükleri ile okul yönetimlerinden gelebilecek olası baskılara karşı üyelerine hukuki ve sendikal destek vereceğini bildirdi.
Eğitim-İş genelgeyi yargıya taşıyacak
Sendikanın itirazları yalnızca önlük düzenlemesiyle sınırlı kalmadı.
Eğitim-İş; öğretmenlere önlük giyme yükümlülüğü getiren hükmün yanı sıra norm kadro fazlası öğretmenlerin “herhangi bir takvime bağlı olmaksızın” atanmasına ve bazı öğretmenlerin başka alanlarda görevlendirilmesine ilişkin düzenlemeleri de yargıya taşıyacağını açıkladı.
Sendika, genelgelerin kanun ve yönetmeliklerin uygulanmasını açıklayabileceğini ancak üst hukuk normlarında bulunmayan yeni yükümlülükler oluşturamayacağını savunuyor.
Norm fazlası öğretmenler yıl içinde atanabilecek
Genelgenin 43’üncü maddesi, norm kadro fazlası öğretmenlerin “herhangi bir takvime bağlı olmaksızın” kendi alanlarında öğretmen ihtiyacı bulunan eğitim kurumlarına atanmasını öngörüyor.
Aynı maddede, kendilerine ders görevi verilemeyenler başta olmak üzere ihtiyaç veya norm kadro fazlası kadrolu öğretmenlerin Millî Eğitim Akademisinde eğitime alınması ve eğitimin ardından öğretmen ihtiyacı bulunan “diğer alanlarda” görevlendirilmesi de yer alıyor.
Eğitim-İş, “herhangi bir takvime bağlı olmaksızın” ifadesinin öğretmenleri eğitim yılı boyunca sürekli bir yer değişikliği ihtimaliyle karşı karşıya bırakabileceğini savundu. Sendika ayrıca “diğer alanlarda görevlendirme” hükmünün kapsamının, süresinin ve öğretmenin kendi alanıyla ilişkisinin yeterince açıklanmadığını belirtti.
Eğitim Sen de bu düzenlemeye itiraz etti. Sendika, öğretmenliğin uzmanlık gerektiren bir meslek olduğunu belirterek öğretmen ihtiyacının farklı branşlardaki öğretmenlerin yeniden görevlendirilmesi yerine ihtiyaç bulunan alanlara kadrolu öğretmen atanarak karşılanması gerektiğini savundu.
Şubelerin birleştirilmesi çocukların eğitimini nasıl etkileyebilir?
Genelgenin çocukların eğitim ortamını doğrudan ilgilendiren hükümlerinden biri de sınıf ve şubelerin planlanmasına ilişkin.
Düzenlemede okul ve derslik kapasitelerinin tam olarak kullanılması, eğitim öğretim yılı içinde sınıf mevcutlarında azalma olması halinde şubelerin birleştirilmesi ve öğrencisi kalmayan şubelerin kapatılması öngörülüyor.
Eğitim-İş, uygulamanın yalnızca “kapasite” üzerinden değerlendirilmesi halinde sınıf mevcutlarının artabileceğini, öğretmenin öğrenciye ayırabileceği sürenin azalabileceğini ve yeni norm kadro fazlalıkları oluşabileceğini belirtti. Sendika, özellikle kırsal bölgelerde kararların ekonomik verimlilik yerine eğitime erişim ve çocuğun üstün yararı temelinde alınması gerektiğini savundu.
Eğitim Sen de şubelerin birleştirilmesinin sınıf mevcutlarını artırabileceği ve öğrencilerin aldığı eğitimin niteliğini etkileyebileceği uyarısında bulundu.
Öğrenciler için yeni tarama uygulaması
Genelgede çocukları doğrudan ilgilendiren düzenlemelerden biri de okul öncesi ile ilkokulun ilk üç sınıfındaki öğrenciler için getirilen tarama uygulaması.
Okul öncesi öğretmenleri ile 1, 2 ve 3’üncü sınıf öğretmenlerinin; zihinsel yetersizlik, otizm spektrum bozukluğu, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, dil ve konuşma bozuklukları ile farklı yetersizlikler açısından risk altında olabilecek öğrencileri belirlemek amacıyla “Eğitsel Tarama ve Değerlendirme Bataryası” kullanması öngörülüyor.
Sonuçlara göre eğitsel değerlendirme ve tanılamaya ihtiyaç duyulduğu değerlendirilen öğrenciler için Rehberlik ve Araştırma Merkezlerine yönlendirme öncesinde gerekli süreçler yürütülecek. Genelge ayrıca kaynaştırma/bütünleştirme yoluyla eğitim gören özel eğitim ihtiyacı olan öğrenciler için okullarda destek eğitim odalarının açılmasını öngörüyor.
Eğitim Sen, çocukların ihtiyaçlarının erken belirlenmesinin önemli olduğunu ancak kullanılacak araçların bilimsel geçerliliği, öğretmenlerin bu konuda nasıl eğitileceği, çocukların kişisel verilerinin nasıl korunacağı ve yanlış değerlendirmelerin çocukların etiketlenmesine yol açmasının nasıl önleneceği konusunda açıklık gerektiğini belirtti.
Medya okuryazarlığı tartışması
Genelge, öğrencilerin medya okuryazarlığı ve dijital iletişim becerilerinin geliştirilmesini de hedefler arasında sayıyor. Bakanlık tarafından hazırlanan “Haberimiz Olsun” dijital platformundaki video, sesli ve yazılı medya içeriklerinin derslerle ilişkilendirilerek kullanılması ve okullarda “dezenformasyonla mücadeleyi” destekleyen bir medya kültürünün oluşturulması isteniyor.
Eğitim Sen ise medya okuryazarlığının yalnızca Bakanlık tarafından belirlenen içeriklerin öğrencilere aktarılması şeklinde yürütülmemesi gerektiğini belirtti. Sendikaya göre çocukların farklı haber kaynaklarını karşılaştırabilmesi, kaynakları sorgulayabilmesi, bilgi ile yorum arasındaki farkı görebilmesi ve propaganda ile manipülasyon yöntemlerini tanıyabilmesi gerekiyor.
Mesleki eğitimde MEB-İMES zorunlu olacak
Genelgede mesleki ve teknik eğitim alan çocuk ve gençleri ilgilendiren düzenlemeler de bulunuyor.
İşletmelerde mesleki eğitim ve staj yapılacak iş yerlerinin eğitim başlamadan önce alan uygunluğu, eğitici personel yeterliliği, öğrenci kapasitesi ve öğretim programına uygunluk açısından değerlendirilmesi istendi. İş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin eksiksiz uygulanması ve koşulları karşılamayan işletmelerle sözleşmelerin feshedilmesi öngörüldü.
Süreçlerin takibi için MEB-İMES mobil uygulamasının tüm paydaşlar tarafından “aktif, düzenli ve zorunlu” olarak kullanılması da genelgeye girdi.
Eğitim-İş ise MEB-İMES’in zorunlu tutulmasına daha önce de itiraz ettiğini ve konuyu yargıya taşıdığını hatırlatarak bu düzenlemeye yönelik hukuki sürecin takipçisi olacağını açıkladı.
Eğitim Sen: “Çocukların ihtiyacı özgür ve demokratik eğitim ortamı”
Eğitim Sen, 20 Ağustos’ta yaptığı açıklamada genelgenin Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin okul yaşamının farklı alanlarına yayılmasını öngördüğünü ve eğitim süreçlerinin giderek daha merkezî biçimde düzenlendiğini savundu.
Sendika; öğretmenlere yönelik kıyafet ve görevlendirme hükümlerinin yanı sıra okulların bütçe ve personel sorunları, kalabalık sınıflar, öğretmen açığı ve eğitimdeki eşitsizlikler konusunda daha somut adımlar atılması gerektiğini belirtti.
Eğitim Sen açıklamasında çocuklar açısından ise bilimsel bilgiye erişebilecekleri, sorgulama ve eleştirel düşünme becerilerini geliştirebilecekleri, farklılıkların eşit biçimde var olabildiği ve demokratik katılıma açık bir eğitim ortamının oluşturulması gerektiğini vurguladı.
Genelge yeni eğitim yılının birçok alanını belirleyecek
MEB’in 2026/70 sayılı genelgesi yalnızca tartışma konusu olan hükümlerden oluşmuyor. Düzenlemede okul ve çevre güvenliğinin güçlendirilmesi, çocukların güvenli ve kapsayıcı oyun etkinliklerine erişimi, okul-aile iş birliği, özel eğitim ihtiyacı olan öğrenciler için destek eğitim odaları, okul kayıtlarında zorunlu ücret alınmaması, mesleki eğitimde iş sağlığı ve güvenliği önlemleri ile öğrencilere yönelik dijital esenlik çalışmalarına ilişkin hükümler de bulunuyor.
Bakanlık, genelgede öğretmenlerin mesleki itibarlarının korunması, görüş ve önerilerinin değerlendirilmesi ve karar süreçlerine katılımlarının teşvik edilmesini de istiyor.
Ancak Eğitim-İş ve Eğitim Sen, öğretmenlerin karar süreçlerine katılımının vurgulandığı bir metinde kıyafetten görev yerine ve kullanılacak dijital araçlara kadar birçok konuda merkezî talimatlar verilmesini çelişkili buluyor.
Eğitim-İş, itiraz ettiği hükümler için yargı yoluna başvuracağını açıklarken, Eğitim Sen genelgenin çocukların üstün yararı, öğretmenlerin mesleki özerkliği ve herkes için eşit ve nitelikli kamusal eğitim ilkeleri açısından yeniden değerlendirilmesi çağrısında bulundu.
Genelge neleri kapsıyor?
MEB’in 2026/70 sayılı genelgesi, 2026-2027 eğitim öğretim yılında okullardaki günlük işleyişten öğretmenlerin çalışma koşullarına kadar geniş bir alanda düzenlemeler içeriyor.
Genelgeye göre veli görüşmeleri ülke genelinde yalnızca Okul Randevu Sistemi üzerinden yapılacak. Velilerin randevusuz ziyaretlerine ve öğrencinin velisi ya da vasisi olmayan kişilerin okula girişine izin verilmeyecek.
Öğrencilerin sınıf içinde cep telefonu bulundurmamasına yönelik uygulama devam edecek; öğretmenler de ders sırasında cep telefonu kullanmayacak. Ödev ve bilgilendirmelerde Bakanlığın belirlediği dijital platformların dışındaki araçların kullanılmaması istenecek.
Genelgede ayrıca;
- öğretmen ve eğitim çalışanlarının önlük giymesi,
- norm kadro fazlası öğretmenlerin ihtiyaç bulunan okullara atanması ve bazı öğretmenlerin eğitim sonrasında başka alanlarda görevlendirilebilmesi,
- öğrenci sayısı azalan sınıflarda şubelerin birleştirilmesi,
- okul ve çevre güvenliği önlemlerinin artırılması,
- okul kayıtlarında velilerden kayıt ücreti veya başka ad altında zorunlu ücret alınmaması,
- Bakanlık dışındaki kurumlarca hazırlanan deneme, tarama ve benzeri sınavların okullarda uygulanmaması,
- mezuniyet, tören ve kutlamalarda kullanılacak materyallerin belirli kurulların onayından geçirilmesi,
- mesleki eğitim ve stajlarda iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin artırılması ve MEB-İMES uygulamasının zorunlu kullanılması,
- okul öncesi ve ilkokulun ilk üç sınıfındaki öğrenciler için Eğitsel Tarama ve Değerlendirme Bataryası kullanılması,
- özel eğitim ihtiyacı olan öğrenciler için destek eğitim odalarının açılması,
- öğrencilerin medya okuryazarlığı, dijital mahremiyet, siber güvenlik ve dijital esenlik çalışmalarının yaygınlaştırılması
gibi düzenlemeler bulunuyor.
