"Çocuğun Üstün Yararı İçin Etik Yayıncılık"
MediaCH Akademi
Analiz/Dosya

ÇİM ve AGO’lara Rağmen Çocukların İfadesi Neden Tekrar Alınıyor?

ÇİM ve Adli Görüşme Odaları gibi koruma mekanizmalarına rağmen çocuklar adli süreçlerde tekrar tekrar dinlenebiliyor. Uzmanlar, bu uygulamanın ikincil travma riskini artırdığına ve çocuğun üstün yararı ilkesinin sahada yeterince uygulanmadığına dikkat çekiyor.
Muhabir: Songül Karadeniz Eylül 2, 2026 11 Dakika

MediaCH – Türkiye İstatistik Kurumu’nda (TÜİK) yer alan Güvenlik Birimine Gelen veya Getirilen Çocuk İstatistikleri’ne göre çocukların karıştığı toplam olay sayısı 2015 yılında 447 bin 575 iken, 2025 yılında bu  sayı 609 bin 959’a ulaştı. Toplam miktarın yer aldığı bu verilerin alt kategorisinde suça sürüklenme, kabahat işleme, kayıp (bulunan), mağdur, bilgisine başvurma ve diğer yer alıyor.

“Mağdur” sıfatıyla güvenlik birimine gelen veya getirilen çocukların karıştığı olay sayısı ise 2025 yılında 267 bin 794 olarak kayda geçti. Söz konusu süreçlerde çocukların tekrar travmatize edilmemesi için Çocuk İzleme Merkezi (ÇİM) ve Adli Görüşme Odaları’nda (AGO) ifade işlemleri gerçekleştiriliyor.

Özellikle cinsel istismar suçlarında tercih edilen bu yöntemin uygulanabilmesi için ilk ÇİM 2010 yılında Ankara’da pilot uygulama olarak kuruldu.

Ancak tüm bu düzenlemelere rağmen, uygulamada çocukların tekrar tekrar dinlendiği örneklere rastlanıyor. Fatmanur Çelik’in kamuoyuna yansıyan davasında, çocuğa aynı olaya ilişkin sorunun 25 kez yöneltildiği aktarıldı. Ayrıca çocuğun ifadesinin uzman eşliğinde ve çocuk dostu bir ortamda alınması gerekirken mahkeme salonunda alındığı belirtildi.

Diğer yandan 2021 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Mardin’de bir kız çocuğunun maruz bırakıldığı cinsel istismar davasında çocuğun haklarının yeterince korunmadığı gerekçesiyle Türkiye’yi tazminata mahkum etti.

Siirt’te 2011 yılında yani ÇİM’lerin henüz yeni kurulduğu süreçteki bir cinsel istismar davasında dört kız çocuğunun psikolojisinin bozulduğunu gösteren Adli Tıp raporuna rağmen yeniden ifadeleri alındı.

Çocukların adalet sistemi içinde karşılaştığı zorluklar

Çocuk hakları alanında çalışan Avukat Seda Akco, adalet sistemi içinde çocukların en sık karşılaştığı sorunun yargılamaların uzunluğu olduğunu belirterek “Yargılamanın uzunluğu adaletin gecikmesine neden olduğu gibi çocukların travmatik bir sürece çok uzun bir zaman maruz kalmalarına da neden olmaktadır” dedi.

Çocukların tekrar beyanda bulunmak zorunda kalmasının önemli bir sorun olduğunu vurgulayan Akco, sözlerini şöyle sürdürdü:

Ancak sorgulanması gereken neden tekrara gerek duyulduğudur. Bir suçun mağduru olan çocuğun tekrar tekrar olayı anlatmaması için kanunun öngördüğü birkaç düzenleme var. Çocuğun dinlenmesi sırasında yanında uzman bulunması, dinleme işleminin adli görüşme odasında uzman bir kişi tarafından yapılması, görüşmenin kayda alınması gibi. Ancak bunların hukuka uygun olması ve çocuğu dinleyecek kişinin çocuklara yönelik suçlar konusunda uzman olup, o olayın aydınlatılması, delillerin toplanması için gerekli soruları doğru biçimde ve eksiksiz olarak sorması gibi yerine getirilmesi gereken koşullar var ve maalesef bu koşullar her zaman yerine getirilemiyor.

“Her yerde çocuk konusunda uzmanlaşmış hakim yok”

Bütün çocukların aynı hizmetten yararlanmalarını sağlayacak bir sistem olmadığına değinen Akco, şunları aktardı:

Her yerde çocuk konusunda uzmanlaşmış hakim yok. Birçok ilde ve ilçede genel mahkemeleri çocuk mahkemesi sıfatıyla davalara bakıyor. Başka suçların soruşturulmasından da sorumlu cumhuriyet savcıları çocuk büroda da görev yapıyor. Her yerde, o ilde adliyeye gelen bütün çocukları, adliyeye geldiği anda karşılayıp, süreç hakkında bilgi vererek sistemle tanışmalarını sağlamak üzere görev yapacak yeterli sayıda uzman da yok. Adalet binalarımız çocuklara özgü ayrı alanlara sahip değil çoğu yerde. Bu saydığım hizmetlerin bazı yerlerde bulunmaması bir sorun ama bunun sonucu olarak bazı çocukların bu tür hizmetlerden yararlanırken bazılarının yararlanamıyor olması da başlı başına önemli bir mesele. Çünkü BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesi bütün çocukların eşit olarak bu haklardan yararlanması gerektiğini söyler.

Eksiklerle mücadele etme ümidini koruyabilmek için olumlu gelişmelerin de görülmesi gerektiğinin altını çizen Akco; çocuk adalet merkezleri, adli destek ve mağdur hizmetleri müdürlükleri ile adli görüşme odalarının kurulmasına yönelik çalışmaların bu alandaki gelişimi sağlayan önemli adımlar olduğunu belirtti.

Çocukların yaşadığı geniş kapsamlı hak ihlallerinden adalet sistemine odaklanıldığında hizmetlerin yaygınlaştırılmasını engelleyen en yaygın nedenin yetersiz bütçe olduğunu ifade eden Akco, bu uygulamaların hayata geçirilmesi için özel bir politikaya ve uygun bütçe tahsisine ihtiyaç duyulduğuna değindi.

Uzman ve erişim kısıtlılığı

Adalet sistemindeki suçtan zarar gören çocuklara yönelik psikolojik desteğin önündeki en büyük engelin çocuk ve ergen ruh sağlığı hizmetlerindeki uzman ve erişim kısıtlılığı olduğunu belirten Akco, “Ancak suç mağduru olan çocuk ve ailesinin çok daha kapsamlı bir sosyal hizmet desteğine ihtiyacı oluyor çoğu zaman” ifadesinde bulundu.

Suçtan zarar gören her çocuğa avukat tayin edilerek bilgilendirme yapılsa da bu bilgilendirmenin yeterliliği konusunda belirli bir standardın bulunmadığını aktaran Akco, sürecin nitelikli işleyebilmesi için kapsamı belirlenmiş, eğitimli personelce sunulan ve idarece denetlenen bir sistemin gerekliliğine dikkat çekti.

ÇİM ve AGO’lardaki uygulamaların etkinliğini değerlendiren Akco, şunları söyledi:

Çok iyi işleyen, yeterince iyi işlemeyen örnekler de mevcut. Bu konuda bütünü kapsayan bir yorum doğru olmaz. Daha çok ihtiyacın üzerinde durulması gerekir. İş yükü nedeniyle bu hizmetler genellikle cinsel istismar suçu mağduru çocukların yararlandıkları hizmetler oluyor. Bu da çocuğun hangi suçun mağduru olduğuna dair değerlendirmenin bu uzmanlık merkezine gelmeden yapılmasını gerektirmektedir. İhmal ve istismar suçlarının mağduru olan çocukların hepsi, istismarın türü ayırt edilmeksizin uzmanlık birimlerinden yararlanabilmelidir.

Akco; çocukların adalete erişimini güçlendirmek adına adalet sistemine giren her çocuk için avukat tayininin zorunlu kılınması, çocukla temas eden tüm personelde uzmanlık şartı aranması, çocuklara özgü makamların yaygınlaştırılarak iş akışlarının standarda bağlanması ve çocuk koruma sisteminin bütüncül olarak güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Uygulamaların izlenmesi ve politika geliştirilmesi

Çocuk adaleti alanında kamu ile sivil toplum arasında çok fazla bir işbirliği yok. Olması da kendi başına idealize edilemez. Burada çok dikkatli olmak gerekir” diyen Akco, kamu-sivil toplum iş birliğinin hizmetlerin devredilmesi yerine uygulamaların izlenmesi ve politika geliştirme süreçlerinde güçlü bir danışma mekanizması olarak kurgulanması gerektiği ifade etti.

Bu alandaki en büyük farkındalık eksikliğinin çocukluk algısında yaşandığını belirten Akco, erken yaşta zorluklarla karşılaşmanın çocukları olgunlaştırdığı yönündeki yaygın kanının aksine araştırmaların bu durumun gelişim üzerindeki olumsuz etkilerine işaret ettiğini vurguladı.

Ayrıca çocuk koruma sisteminin bir sosyal yardım veya hayır faaliyeti olmadığının altını çizen Akco, “Burada hak temelli olarak bütün çocukları risklerden koruma sorumluluğunu yerine getirecek bir model kurulması gerekir, toplum da eğer çocukların başına gelenleri ciddiye alıyorsa bu sistemin kurulmasını talep etmesi gerekir” dedi.

Çocuk koruma sistemini güçlendirmenin birinci öncelik olması gerektiğini vurgulayan Akco, sosyal hizmet ağının yerel düzeyde ve okullar ile hastanelerde genişletilmesi, erken uyarı sisteminin kurulması ve Çocuk Koruma Koordinasyon Stratejisi’nin acilen hayata geçirilmesi çağrısında bulundu.

“Çocuğun yalnızca bir kez dinlendiği tek bir dosyayla bile karşılaşmadım”

Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği’nden Avukat Perihan Ceviz, mevzuatın çocukların tek sefer dinlenmesini açıkça esas almasına rağmen uygulamada mahkemelerin çocukları genellikle yeniden dinlediğini belirterek şunları söyledi:

Mağdur vekili olarak tekrar dinleme kararlarından rücu taleplerimiz reddediliyor. Meslek hayatım boyunca çocuğun yalnızca bir kez dinlendiği tek bir dosyayla bile karşılaşmadım.

Özellikle mahkemelerin teknik zorluklar gibi gerekçelerle ya da hiçbir açıklama yapmaksızın keyfi bir tutumla çocukları salona çağırdığına dikkat çeken Ceviz, “Fatmanur Çelik ve Hifa İkra Şengüler dosyasında sanık mağdur çocuğun babası olmasına rağmen mahkeme heyeti çocuğu huzurda dinledi” ifadesini kullandı.

Muğla özelindeki uygulamalara değinen Ceviz, başsavcılık talimatı doğrultusunda nitelikli olmayan veya sarkıntılık düzeyinde kalan cinsel istismar vakalarında çocukların ÇİM’e götürülmediğini ve il koordinasyon toplantılarındaki girişimlerine rağmen bu sorunun çözülemediğini kaydetti.

Birden fazla kez ifade vermenin çocukta güvensizlik yarattığına vurgu yapan Ceviz, “Çocuklar tekrarlanan ifadelerde kendilerine inanılmadığını hissederek strese giriyor; onlara durumun güven eksikliğiyle ilgili olmadığını anlatmakta büyük zorluk çekiyoruz” açıklamasında bulundu.

İfade alma süreçlerindeki hak ihlallerine de değinen Ceviz, cinsel istismar dışındaki mağdur çocukların AGO’da dinlenmemesini eleştirerek, “Mağdur kız çocuklarının erkek kolluk personeline detaylı ifade vermesi çok zor oluyor; ayrıca suça sürüklenen çocukların gözaltı süreçlerinde özel usullere uyulmuyor” dedi.

Yargı süreçlerinde “çocuğun üstün yararı” ilkesinin özellikle suça sürüklenen çocuklar özelinde gözardı edildiğini belirten Ceviz, mahkemelerin kapalı duruşma usulü sayesinde çocukların mahremiyeti ve kişisel verileri konusunda daha korumacı davrandığını aktardı.

Kolluk ve savcılık arasındaki koordinasyon eksikliğine dikkat çeken Ceviz, kolluğun gerekli hassasiyeti göstermemesi nedeniyle savcıların süreci daha sıkı talimatlarla yönetmesi gerektiğinin altını çizdi.

“Bazı hâkimlerin mevzuata hâkim olmaması uygulamada sorun yaratıyor”

Adli yardıma erişimde yaşanan aksaklıklara değinen Ceviz, “Ebeveynleri öldürülen iki çocuğa kayyım atanması davasında adli yardım talebimiz önce reddedildi, ancak itirazımız üzerine kabul edildi; bazı hâkimlerin mevzuata hâkim olmaması uygulamada sorun yaratıyor” dedi.

Mevcut sistemin en çok yoksul ve aile içi şiddet mağduru çocukları dezavantajlı kıldığını ifade eden Ceviz, “Kurumlar, suça sürüklenen çocukların eylemlerinin altında yatan sosyal ve ekonomik gerekçeleri önemsemiyor” uyarısında bulundu.

Saha uygulamalarındaki olumlu örneklere de değinen Ceviz, Muğla Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü nezdinde olumlu vakalarla karşılaştıklarını ve Muğla 4. Asliye Ceza Mahkemesi hâkiminin yaklaşımının tamamen çocuğun üstün yararı odaklı olduğunu dile getirdi.

Temel sorunun mevzuattan değil uygulamadaki hatalardan kaynaklandığını vurgulayan Ceviz, “Özellikle kolluk görevlileri mevzuata aykırı hareket ettiklerinde bu aykırılıkları ispatlanamayacak boyutta ortaya koyuyor” dedi.

Çocukların yeniden travmatize olmasını önlemek için somut çözüm önerileri sunan Ceviz, “Alanda psikolojik ve sosyal eğitim almış kolluk personeli görevlendirilmeli, ÇİM’ler daha etkin kullanılmalı, çocuğun tek bir kez dinlenmesi kuralı denetlenmeli ve mahkemeler ikinci kez ifade alma kararlarına somut gerekçeler eklemek zorunda tutulmalıdır” çağrısında bulundu.

Karar vericilere de seslenen Ceviz, “Mekanizmalar her vakada kendi çocuklarıyla empati kurar gibi hareket etmeli; çocuğu tek sefer dinleme esasını uygulayarak ikinci dinlemenin gerekçesini resmi karara bağlamalıdır” dedi.

“Aynı ataerkil mantıkla ilerliyor”

Bodrum Kadın Dayanışma Derneği aktivisti ve Muğla Barosu Kadın Hakları ve Toplumsal Cinsiyet Komisyonunu üyesi olan Avukat Evrim İnan, Türkiye’de çocuk koruma araçlarının kâğıt üzerinde kaldığı ve sahada bunu işletecek siyasi iradenin geri çekildiğinin altını çizdi.

İnan, “Bu durum kadına yönelik şiddetle mücadele çerçevesinin zayıflatılmasıyla aynı ataerkil mantıkla ilerliyor, oluşan boşluğu sahadaki bilgi birikimi ve takip kapasitesiyle hak temelli STK’lar dolduruyor” ifadesinde bulundu.

Sistemin çocuğu baştan itibaren sözü geçersiz bir özne olarak kurguladığını vurgulayan İnan, “Çocuk konuşmaya çalışır ama karşısında onu dinleyecek bir yetişkin bulamaz; eğitimcilerden emniyet görevlilerine ve avukatlara kadar her kurumsal aktör koruma yükümlülüğünü özne odaklı değil, prosedür maddesi olarak görüyor” açıklamasında bulundu.

Çocukların tekrar tekrar ifade vermek zorunda kalmasının şiddeti görünmez kılan mekanizmanın bir parçası olduğunu belirten İnan, “CMK 236/3 ve Çocuk Koruma Kanunu’na rağmen İstinaf ve Yargıtay’ın çocuk dinlenmediği için kararları bozma pratiği hem iç hukuku hem de Lanzarote Sözleşmesi’ni ihlal eden kurumsal bir ikiyüzlülüktür” ifadesini kullandı.

Yargılama süreçlerinde çocuğun hukuki özne olarak konumlandırılmadığını dile getiren İnan, “Sanık müdafilerinin duruşma salonunda çocuğun itibarını çürütmeye çalışması ve siyasi gücü mahkeme huzurunda kullanması adalete erişimi fiilen ortadan kaldırıyor; mağdur vekillerindeki usul takibini görev tamamlamak sanan yaklaşım da meslek içi denetimsizlikten besleniyor” değerlendirmesinde bulundu.

“Sosyal yardım kalemi olarak görüyor”

İhlallerin kök nedeninin çocuğu yetişkinin veya devletin mülkü sayan zihniyet olduğunu vurgulayan İnan, “Çocuk koruma yalnızca merkezi yönetimin değil, yerel yönetimlerin de sorumluluğundadır; ancak belediyelerin çoğu bunu bütçede en son sıraya konan bir sosyal yardım kalemi olarak görüyor” dedi.

Sosyal hizmetlerdeki yetersizliğin temelinde liyakatsizlik ve kayıtsızlık yattığını aktaran İnan, “Bu kayıtsızlık yoksul, göçmen, engelli ve LGBTİ+ çocuklarda katmerlenirken, ÇİM ve AGO süreçlerindeki kapalı hukuk dili çocuğu ve aileyi bilerek sürecin dışında bırakıyor” uyarısında bulundu.

ÇİM’lerin yaygınlaştırılmasını öngören mevzuat eksikliklerinin yıllardır tamamlanmadığına dikkat çeken İnan, “Sistem delilin bütünlüğü veya maddi gerçek gibi nötr kavramların arkasına sığınarak çocuğun bedensel ve zihinsel bütünlüğünü ikinci plana itiyor” dedi.

Uygulama farklılıklarının coğrafyadan değil liyakat ve bakış açısından kaynaklandığını belirten İnan, “Sorunu yerelleştirmek merkezi sorumluluğu gizler; fark, kurumdaki kişinin çocuk haklarını içselleştirip içselleştirmediğiyle ilgilidir” görüşünü paylaştı.

“Zorunlu eğitim getirilmelidir”

Çocukların adalete erişimini güçlendirmek için radikal adımlar atılması gerektiğini savunan İnan, “Hak temelli STK’lar mali bağımsızlığa kavuşturularak karar alma süreçlerine dahil edilmeli, Lanzarote Sözleşmesi’nin ilkeleri bağlayıcı norma dönüştürülmeli ve çocukla temas eden tüm meslek gruplarına denetlenebilir zorunlu eğitim getirilmelidir” çağrısında bulundu.

Devlet kurumlarının hak temelli STK’ları iş birliği ortağı değil denetleyen ve hesap soran tehditler olarak kodladığını ifade eden İnan, “Oysa yerel yönetim-STK protokolleri bu iş birliğinin mümkün olduğunu gösteriyor; sorun modelin yokluğu değil, kural haline getirilmemesidir” dedi.

İkinci travmatizasyonun önlenmesi için somut adımlar sıralayan İnan, “ÇİM’deki kayıtlı beyan kovuşturmada yeterli delil sayılmalı, mahkemede çocuğun itibarını hedef alan söylemlere hâkimin müdahale yükümlülüğü usul kuralı yapılmalı ve istismar suçlarına yönelik ulusal veri tabanı oluşturulmalıdır” talebinde bulundu.

Toplumda çocuğu birey olarak tanımayan bütünsel bir körlük bulunduğunun altını çizen İnan, “İlgisizlik ile aşırı kontrolün aynı kaynaktan beslendiği bu kültürde her aktör görevini usulüne uygun yaptığını düşünürken çocuk usullerin arasında kayboluyor” açıklamasını yaptı.

Karar vericilere seslenen İnan, “Var olan mevzuat ve uluslararası sözleşmeler zaten yeterli; eksik olan şey çocuğu eşit bir hak öznesi sayacak zihniyet ve bu doğrultuda çocukları ile hak temelli STK’ları gerçek muhatap kabul etme iradesidir” diyerek sözlerini tamamladı.

Hak ihlallerinde nereye başvurulmalı?

Uzmanların da vurguladığı üzere, adalet sisteminde ve koruma mekanizmalarında yaşanan aksaklıklar karşısında çocukların haklarını korumak ve ikincil travmaların önüne geçmek büyük önem taşıyor. Karşılaşılan ihlallerde hak temelli çalışan sivil toplum kuruluşları; hukuki danışmanlık, süreç takibi ve psikososyal destek sağlayarak çocukların ve ailelerin yanında yer alıyor.

Hak ihlaline uğrayan veya istismara maruz kalan çocukların durumunda, baroların Çocuk Hakları Merkezleri, çocuk koruma alanında uzmanlaşmış sivil toplum kuruluşları, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ALO 183 Sosyal Destek Hattı ile emniyet birimlerine bağlı Çocuk Büro Amirlikleri ve Çocuk İzleme Merkezleri (ÇİM) üzerinden vakit kaybetmeksizin resmi ve hukuki destek mekanizmalarının harekete geçirilmesi hayati önem taşıyor.