MediaCH – Suriye’deki savaşın ardından Türkiye’ye sığınan binlerce aile, yeni bir yaşam kurmaya çalışırken en ağır yüklerden birini çocuklar taşıyor. Van’da yaşayan bazı göçmen ve sığınmacı çocuklar, eğitim sıralarında olması gereken yaşlarda çalışmak zorunda bırakılıyor.
Kimi hurda topluyor, kimi gündelik işlere gidiyor, kimi trafik ışıklarında para topluyor ya da kayıt dışı işlerde uzun saatler geçiriyor. Uzmanların değerlendirmelerine göre bu tablo yalnızca ekonomik bir sorun değil; çocukların eğitim, korunma, oyun, dinlenme ve sağlıklı gelişim haklarını doğrudan etkileyen çok boyutlu bir çocuk hakkı ihlali.
Dünya genelinde çocukların çalıştırılması hâlâ önemli bir sorun olmayı sürdürüyor. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ile UNICEF’in 11 Haziran 2025’te yayımladığı ortak tahminlere göre, 2024 yılında dünya genelinde yaklaşık 138 milyon çocuk çalıştırıldı. Bu çocukların yaklaşık 54 milyonu ise sağlıklarını, güvenliklerini veya gelişimlerini tehlikeye atabilecek işlerde yer aldı. Rapora göre son yıllarda çocukların çalıştırılmasında düşüş yaşansa da dünya, 2025 yılına kadar çocukların çalıştırılmasını ortadan kaldırma hedefine ulaşamadı.
Türkiye’de de tablo dikkat çekici boyutlarda. Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2019 yılında yayımladığı Çocuk İşgücü Araştırması sonuçlarına göre, 5-17 yaş grubunda ekonomik bir faaliyette çalışan çocuk sayısı 720 bin olarak kayıtlara geçti. Araştırmaya göre çalışan çocukların aynı yaş grubundaki çocuklar içindeki oranı yüzde 4,4 olarak belirlendi.
Gaziantep’te tekstil atölyelerinde, Adana’da tarım alanlarında, İstanbul’un sanayi sitelerinde, Ankara’da mobilya atölyelerinde ve Türkiye’nin birçok kentinde çocuklar, eğitim sıralarında olması gereken yaşlarda çalışma hayatının içinde yer alıyor. Henüz 10, 12 ya da 15 yaşındaki çocuklar sabahın erken saatlerinde iş başı yaparken, çoğu zaman düşük ücretlerle ve güvencesiz koşullarda çalışıyor. Sigorta, dinlenme ve güvenli çalışma hakkından yoksun kalan çocukların önemli bir kısmı, ailelerinin geçimine katkı sağlamak ya da yaşamlarını sürdürebilmek için çalışmak zorunda kalıyor. Çocuk hakları alanında çalışan kuruluşlar, bu durumu çocuk emeği sömürüsü olarak değerlendiriyor.
Van’da görüşülen çocukların anlattıkları, bu tablonun yalnızca istatistiklerden ibaret olmadığını gösteriyor.
“Doktor Olmayı Çok İsterdim”: Eğitim Yerine Çalıştırılan Zeynep’in Hikâyesi
Van’da yaşayan 12 yaşındaki Zeynep, çalışmak zorunda bırakılan çocuklardan biri.
Suriye’den ailesiyle birlikte gelen ve yaklaşık 10 yıldır Van’da yaşayan Zeynep, hiç okula kayıt yaptıramadığını söylüyor. Babasının cezaevine girmesinin ardından 8-9 yaşlarından itibaren ablasıyla birlikte çalışmaya başladığını belirten Zeynep, bunun en büyük nedeninin yaşadıkları maddi sıkıntılar olduğunu anlatıyor.
Altı kız ve bir erkek kardeşi olan Zeynep’in annesi küçük kardeşlerine bakarken, evin geçimine Zeynep ve ablası destek olmaya çalışıyor:
“Benle ablam çalışıyoruz. Evlere temizliğe gidiyoruz, gündelik işler yapıyoruz. Trafik ışığında para topluyoruz, gül satıyoruz. Hayat çok zor.”
Zeynep’in günleri çoğu zaman akşam saatlerinde değil, geceye yaklaşırken bitiyor. Anlattığına göre, eve dönüşleri bazı günler 21.00’i, bazı günler 22.00’yi buluyor.
“Buraya 5 bin lira kira veriyoruz. Sabahtan akşama kadar çalışıyorum. En fazla 400-500 lira kazanıyoruz. Onunla da eve eşya alıyoruz.”
Zeynep için çalışmak yalnızca aile bütçesine katkı anlamına gelmiyor. Aynı zamanda okuldan, oyundan ve çocukluğun gündelik hayatından uzak kalmak anlamına da geliyor. Savaşın hayatlarını tamamen değiştirdiğini söyleyen Zeynep, yarım kalan hayalini şu sözlerle anlatıyor:
“Ülkemde olmak, okumak isterdim. Doktor olmayı çok isterdim. Hayalim yarım kaldı. Savaş çok kötü bir şey.”

“Okul okumadım ama okumak isterdim”
Hurda toplayarak ailesine destek olan 15 yaşındaki Elif de benzer bir yaşam mücadelesi veriyor.
Yaklaşık 10 yıldır Van’da yaşayan Elif, 10 yaşından bu yana çalıştığını söylüyor. Hiç okula kayıt yaptıramadığını belirten Elif, ailesinin yaşadığı ekonomik zorluklar nedeniyle eğitim hayatına başlayamadığını anlatıyor.
Suriye’de sahip oldukları her şeyi geride bırakmak zorunda kaldıklarını söyleyen Elif, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Sabahtan akşama kadar babamla hurda topluyoruz. Her şeyimiz ülkemizde kaldı. Tanıdığım tüm mülteciler burada ağır işlerde çalışıyor. Ben de onlardan biriyim.”
Elif, hurda toplamanın yanı sıra zaman zaman su ve mendil sattıklarını, bazı günlerde ise ev temizliğine gittiklerini anlatıyor. Gününün büyük bölümünü çalışarak geçirdiğini söyleyen Elif, okula hiç gidemediğini, yaşıtları gibi eğitim almak istediğini ancak şartların buna izin vermediğini ifade ediyor:
“Okul okumadım ama okumak isterdim. Daha iyi şartlarda yaşamak isterdim. Ama hayat şartlarımız kötü. Küçük yaşlardan itibaren çalıştık ve galiba ömür boyu da böyle olacak.”
Ailesinin geçimine katkı sağlamak zorunda olduğunu belirten Elif, çalışmadıkları durumda temel ihtiyaçlarını karşılayamayacaklarını söylüyor.
Elif, sokakta çalışırken zaman zaman kötü muameleye ve taciz niteliğindeki davranışlara maruz bırakıldığını da anlatıyor. Buna rağmen ailesinin geçimine katkı sağlamak için çalışmayı sürdürdüğünü belirtiyor. Onun söyledikleri, sokakta çalıştırılan çocukların yalnızca ekonomik sömürüyle değil, aynı zamanda güvenlik ve korunma riskleriyle de karşı karşıya kaldığını gösteriyor.

“Kızım benimle çalıştığı için okuyamadı”
Yaklaşık 10 yıldır Türkiye’de yaşayan Elif’in babasının, Elif ile birlikte sekiz çocuğu var. Geçimini hurda toplayarak sağlamaya çalışan baba, çocuklarının yaşadığı zorlukları anlatırken en çok eğitimden kopuşa dikkat çekiyor:
“Kızım benimle birlikte hurda topluyor. Benimle çalıştığı için okuyamadı.”

Çocuklarının yalnızca ekonomik nedenlerle değil, savaşın bıraktığı travmalar nedeniyle de eğitimden uzak kaldığını belirten baba, okula gitme konusunda yaşadıkları korkunun uzun süre devam ettiğini söylüyor:
“Hem maddi durumumuzdan hem de savaşın çocuklarda bıraktığı travmadan dolayı okula gitmiyorlar. Ne kadar dil döksem de korktukları için okula gitmediler.”
Baba, 18 yaşından küçük oğullarından birinin de bir lokantada çalıştığını belirtiyor. Oğlunun güvencesiz ve düşük ücretle çalıştırıldığını söyleyerek, “Güvencesi yok. Çok az maaşa çalıştırılıyor. Sabah işe gidiyor, geceye kadar çalışıyor” diyor.
Ailenin anlattıkları; göç sonrasında yoksulluk, eğitimden kopuş, kayıt dışı çalışma ve çocukların korunmasına ilişkin risklerin iç içe geçtiğini gösteriyor. Uzmanların değerlendirmelerine göre bu tür durumlar yalnızca ailenin ekonomik zorluğu olarak görülemez; çocukların eğitim, korunma ve sağlıklı gelişim haklarının güvence altına alınması gerekir.
“Yoksulluğun bedeli çocuklara ödetilemez”
Konunun hukuki boyutunu değerlendiren Avukat Sertaç Çelikkaleli, göçmen çocukların çalıştırılmasının yalnızca iş hukuku kapsamında değerlendirilemeyeceğini söylüyor.

Türkiye’de çocukların çalıştırılmasına ilişkin düzenlemeler bulunduğunu hatırlatan Çelikkaleli, hukuken göçmen çocuklarla Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı çocuklar arasında herhangi bir ayrım bulunmadığını belirtiyor. Ancak uygulamada tablonun farklı olduğunun altını çiziyor:
“Özellikle geçici koruma altındaki Suriyeli çocuklar ile düzensiz göçmen çocuklar kayıt dışı sektörlerde çok daha yüksek risk altında bulunuyor. Bu nedenle hukuken eşit koruma öngörülmesine rağmen fiili korumanın eşit düzeyde sağlandığını söylemek güçtür.”
Çelikkaleli’nin değerlendirmesine göre zorunlu eğitim çağındaki çocukların tam zamanlı çalıştırılması, birden fazla hakkın aynı anda ihlal edilmesine yol açıyor:
“Eğitim hakkı, dinlenme ve oyun hakkı, sağlıklı gelişim hakkı, ekonomik sömürüden korunma hakkı ve çocuğun üstün yararı ilkesi ihlal edilmiş olur.”
Çocukların çalışmaya “razı” olmasının da hukuki sonucu değiştirmediğini vurgulayan Çelikkaleli, çocuk hakları hukukunda belirleyici olanın çocuğun üstün yararı olduğunu söylüyor:
“Çocuk hakları hukukunda belirleyici olan çocuğun iradesi değil, üstün yararıdır. Bu nedenle ‘çocuk zaten çalışmak istiyordu’ savunması hukuken koruyucu bir değer taşımaz.”
Ekonomik gerekçelerin çocukların çalıştırılmasını meşrulaştıramayacağını vurgulayan Çelikkaleli, “Yoksulluk çocukların çalıştırılmasını açıklayabilir ancak meşrulaştıramaz. Çocuk hakları hukukunun temel yaklaşımı, yoksulluğun bedelinin çocuklara ödetilemeyeceğidir” diyor.
Çelikkaleli’ye göre göçmen çocukların çalıştırılması; sosyal politika, çocuk koruma mekanizmaları, eğitim sistemi ve yerel hizmetler birlikte düşünülmeden çözülebilecek bir sorun değil. Çocukların kayıt dışı ve güvencesiz işlerde çalıştırılmasının önlenmesi için hem denetimlerin hem de ailelere yönelik destek mekanizmalarının güçlendirilmesi gerekiyor.
“Çocuklar erken yaşta yetişkinleşiyor”
Çalıştırılmanın çocuklar üzerindeki etkisi yalnızca eğitimden kopuşla sınırlı değil. Psikolog Zeynep Deniz Şakar, bu sürecin çocukların ruhsal gelişimini de doğrudan etkileyebildiğini belirtiyor:
“Çocukluk dönemi; öğrenme, oyun oynama ve güvenli bağlar kurma dönemidir. Çalışmak zorunda kalan çocuklar bu gelişim alanlarından mahrum kalabildiği için kaygı, stres, duygusal yıpranma ve erken yaşta yetişkinleşme gibi sorunlar yaşayabilirler.”

Şakar’ın aktardığına göre okul, çocuklar için yalnızca akademik bilgi edinilen bir yer değil; aynı zamanda kendilerini keşfettikleri, akran ilişkileri kurdukları ve geleceklerine dair hedefler oluşturdukları bir alan. Eğitimden uzak kalmak ise çocukların kendilerine ve geleceklerine bakışını da etkileyebiliyor:
“Çocuklar eğitim yoluyla kendilerini keşfeder ve geleceklerine dair hedefler oluştururlar. Sürekli çalışmak zorunda kalan çocuklarda ise hayatta kalma mücadelesi ön plana çıkabilir. Bu da özgüvenin zedelenmesine, hayallerin daralmasına ve kişinin kendisini değersiz hissetmesine neden olabilir.”
Göç ve savaş deneyimi olan çocuklarda bu tablo daha da ağırlaşabiliyor. Şakar, çalıştırılmanın bu çocuklarda var olan ruhsal yükü artırabileceğine dikkat çekiyor:
“Göç süreci tek başına bile çocuklar için ciddi bir stres kaynağıdır. Buna bir de çalışma yükü eklendiğinde çocuklar çift yönlü bir travmatik baskı altında kalabilir.”
Şakar’ın değerlendirmesine göre bu çocuklarda kaygı bozuklukları, depresif belirtiler, uyku problemleri ve travma sonrası stres belirtileri daha sık görülebiliyor. Bu nedenle konu yalnızca yoksulluk ya da kayıt dışı çalışma meselesi olarak değil, aynı zamanda ruh sağlığı ve çocuk koruma meselesi olarak da ele alınmalı.
(Çocukların güvenliği ve mahremiyeti nedeniyle haberde isimler değiştirilmiş, tanınmalarına yol açabilecek bazı ayrıntılar sınırlandırılmıştır.)
Editör Notu: MediaCH, yayın politikası gereği “çocuk işçi” yerine “çalıştırılan çocuk”, “çocuk emeği sömürüsü” ve “çocukların çalıştırılması” ifadelerini tercih etmektedir. Bu yaklaşım, çocuğu yaptığı işle özdeşleştirmek yerine maruz bırakıldığı hak ihlalini ve yetişkin sorumluluğunu görünür kılmayı amaçlamaktadır. “Çocuk işçiliği” kavramı ise uluslararası raporlar ve akademik çalışmalarda yaygın olarak kullanılmaktadır.
