Haber Merkezi – Eğitim-İş, Mesleki Eğitim Merkezleri’ne ilişkin hazırladığı “MESEM’ler Üzerine Mitler ve Gerçekler” başlıklı raporu yayımladı. Aydın Kaan Şenel tarafından hazırlanan raporda, MESEM’lere ilişkin resmi söylemler ile öğrencilerin sahadaki deneyimleri karşılaştırıldı.
Raporda, MESEM modelinin çocuklara meslek kazandıran tarafsız bir eğitim seçeneği olarak değil; zorunlu eğitim çağındaki çocukların okuldan çok işyerinde bulunduğu bir yapı olarak işlediği belirtildi. Öğrencilerin haftada yalnızca bir gün okulda, en az dört gün ise işletmelerde bulunmasının; eğitim hakkı, korunma hakkı, dinlenme ve oyun hakkı ile çocuğun üstün yararı ilkesi açısından temel bir sorun alanı yarattığı vurgulandı.
Ortaöğretimde 1,4 milyon çocuk okul dışında, işyerinde, evde ya da sokakta
Raporda yer alan verilere göre, yalnızca ortaöğretim kademesinde 1 milyon 428 bin 499 çocuk okul dışında, işyerinde, evde ya da sokakta bulunuyor. Bu toplam içinde zorunlu eğitim çağında olmasına rağmen okul dışına itilmiş 440 bin 850 çocuk, MESEM’de çalıştırılan 561 bin 895 çocuk, açık öğretim lisesine devam eden 274 bin 187 öğrenci ve lise çağında olup okula kaydı bulunmayan 151 bin 567 yabancı uyruklu öğrenci yer aldı.
Raporda, bu tablonun MESEM’lerin yalnızca mesleki eğitim başlığı altında değerlendirilemeyeceğini gösterdiği; modelin, çocukların örgün eğitimle bağını zayıflatan daha geniş bir eğitimden kopuş sorununun parçası olduğu ifade edildi.
Öğrenci sayısı beş yılda 159 binden 561 bine yükseldi
Rapora göre, 25 Aralık 2021’de yapılan düzenleme ile MESEM öğrencilerine ödenen ücretlerde işveren yükü kaldırıldı. 9, 10 ve 11. sınıf öğrencileri için asgari ücretin yüzde 30’undan, 12. sınıf öğrencileri için ise yüzde 50’sinden az olmamak üzere yapılan ödemelerin işletmelere İşsizlik Sigortası Fonu’ndan devlet katkısı olarak aktarılması kararlaştırıldı.
Bu düzenlemenin ardından MESEM’e kayıtlı öğrenci sayısında hızlı artış yaşandı. Raporda, 2020-2021 eğitim öğretim yılında 159 bin 773 olan MESEM öğrenci sayısının, Mayıs 2026 itibarıyla 561 bin 895’e ulaştığı belirtildi.
Meslek eğitimi iddiası sahadaki bulgularla çelişiyor
Raporda, MESEM’lere ilişkin temel iddialardan biri olan “öğrencilerin meslek öğrendiği” söylemi de incelendi. Buna göre öğrenciler, usta öğreticilerden sistematik bir eğitim almak yerine çoğu zaman mesleği kendi gözlemleri ve çabalarıyla öğrenmeye çalışıyor.
Raporda, birçok öğrencinin zamanının önemli bir bölümünü temizlik, çay servisi ve meslek dışı işlerde geçirdiği; bazı öğrencilerin ise kayıtlı oldukları alanla ilgisi olmayan işlerde çalıştırıldığı belirtildi. Bu durumun, MESEM’in nitelikli mesleki eğitim sunduğu iddiasını zayıflattığı ifade edildi.
Mezuniyet sonrası güvence yok
Raporda, MESEM’lerin öğrencileri iş hayatına hazırladığı iddiası da tartışıldı. Bulgulara göre bazı işverenler, MESEM’den mezun olan öğrencileri tam ücret ve sigorta yükümlülüğüyle istihdam etmek yerine, devlet desteğiyle maliyeti düşen yeni MESEM öğrencilerini çalıştırmayı tercih ediyor.
Raporda, mezunların çoğu zaman alanları dışında, güvencesiz veya kayıt dışı işlerde çalışmak zorunda kaldığı; bu nedenle MESEM’in öğrenciler için kalıcı ve güvenceli bir istihdam yolu sunmadığı belirtildi.
Çocuklar uzun saatler çalışıyor, okula yorgun geliyor
Rapor, MESEM öğrencilerinin pedagojik açıdan uygun ortamlarda eğitim gördüğü iddiasını da sahadaki bulgular üzerinden sorguladı. Öğrencilerin çocuk haklarına ve mevzuata aykırı biçimde günlük 8 saati aşan sürelerle çalıştırılabildiği, mola ve dinlenme haklarının ihlal edildiği, bazı öğrencilerin tatil günlerinde de çalışmak zorunda bırakıldığı aktarıldı.
Rapora göre ağır çalışma koşulları, öğrencilerin okul deneyimini de doğrudan etkiliyor. Öğrenciler haftada bir gün gittikleri okula çoğu zaman yorgun ve uykusuz gelirken, bu sınırlı süre hem akademik dersler hem de meslek dersleri için yetersiz kalıyor.
Denetimsizlik iş kazalarını görünmezleştiriyor
Raporda en çarpıcı başlıklardan biri iş kazaları oldu. Çeşitli araştırmalardan aktarılan verilere göre, Kayseri’deki bir MESEM’de veri toplanan 18 yaş altı 221 öğrencinin yüzde 18,8’i, Denizli’deki bir MESEM’de 14-18 yaş grubundaki 348 çocuğun yüzde 27’si, Elazığ’daki bir MESEM’de 14-19 yaş grubundaki 230 öğrencinin yüzde 34,8’i iş kazası geçirdi. 463 MESEM öğrencisi ve mezunuyla yapılan bir başka araştırmada ise öğrencilerin yüzde 52,4’ünün iş kazası geçirdiği belirtildi.
Raporda, bu oranların iş kazalarının istisnai değil, MESEM sisteminin yapısal sorunlarından biri olduğunu gösterdiği ifade edildi. Kazaların çoğu zaman kayıt altına alınmaması ve okul yönetimlerine bildirilmemesi ise denetim mekanizmasının en kritik zafiyetlerinden biri olarak değerlendirildi.
MEB’in 14 Nisan 2026 tarihli açıklamasına göre MESEM’lerde 10’u ölümlü olmak üzere 2 bin 608 iş kazası gerçekleştiği de raporda yer aldı.
“Tercih” değil, yoksulluğun sonucu
Raporda, MESEM’e yönelimin özgür bir tercih olmaktan çok ekonomik zorunluluklarla şekillendiği belirtildi. Öğrencilerin profilleri, derinleşen yoksulluğun çocukları örgün eğitimden uzaklaştırarak işyerlerine yönlendirdiğini gösteriyor.
Ayrıca akademik başarısı düşük veya devamsızlık oranı yüksek öğrencilerin okul yönetimleri aracılığıyla MESEM’e yönlendirilmesinin teşvik edildiği; bunun da MESEM’i eşit koşullarda yapılan bir tercih olmaktan çıkarıp, eğitim sistemi içindeki yapısal eşitsizliklerle bağlantılı bir yönlendirme mekanizmasına dönüştürdüğü belirtildi.
Rapor: MESEM zorunlu eğitimin parçası olamaz
Raporun sonuç bölümünde, MESEM’in mevcut haliyle çocukların üstün yararı ve kamusal eğitim hakkı ile uyumlu olmadığı vurgulandı. Çocukların okulda geçirmesi gereken sürenin büyük bölümünü işyerlerinde çalışarak geçirmesinin; eğitim, korunma, dinlenme, oyun ve sosyalleşme haklarını ihlal ettiği belirtildi.
Raporda, MESEM’in zorunlu eğitimin bir parçası olarak çocuklara sunulamayacağı ifade edildi. Çözümün çocukları işyerlerine yönlendirmek değil, okulu çocuklar için güvenli, kapsayıcı ve anlamlı hale getirmek olduğu vurgulandı.
Eğitimden kopuşu önleyecek politikalar önerildi
Raporda, zorunlu eğitim çağındaki çocukların eğitimden kopuşunu önlemenin temel öncelik olması gerektiği belirtildi. Bu kapsamda okul aidiyetini güçlendiren, öğrencinin iyi oluşunu merkeze alan, kapsayıcı ve eşitlikçi politikaların geliştirilmesi önerildi.
Eğitim-İş raporunda ayrıca okul terki riski taşıyan öğrencilerin erken aşamada tespit edilmesi, akademik desteğe ihtiyaç duyan çocuklar için destek mekanizmaları kurulması, tüm öğrenciler için ücretsiz ve sağlıklı okul yemeği sağlanması ve okullara erişimin güvenli hale getirilmesi gerektiği kaydedildi.
