"Çocuğun Üstün Yararı İçin Etik Yayıncılık"
MediaCH Akademi
Analiz/Dosya

Beslenme çantaları küçülürken çocuk yoksulluğu büyüyor

Artan yaşam maliyetleri ve gıda enflasyonu, çocukların sağlıklı ve yeterli beslenmeye erişimini zorlaştırıyor. Eğitimciler ve hak savunucuları, sorunun yalnızca ailelerin imkânlarına bırakılamayacağını belirterek ücretsiz okul yemeği programlarının yaygınlaştırılması çağrısı yapıyor.
Muhabir: Yekta Armanc Hatipoğlu Haziran 17, 2026 10 Dakika

MediaCH – Okullarda küçülen beslenme çantaları, kantinlerde hazır ve işlenmiş gıdaların artması, kahvaltı yapmadan derse giren öğrenciler ve çocukların sağlık durumuna yansıyan sorunlar, gıdaya erişimdeki güçlüğü daha görünür hale getiriyor. Uzmanlar, çocukların yeterli ve sağlıklı beslenememesinin yalnızca mutfaktaki değişimle sınırlı olmadığını; sağlık, eğitim, gelişim ve ruhsal iyilik hali üzerinde uzun vadeli sonuçlar doğurduğunu belirtiyor.

Diyarbakır’ın Bağlar ilçesine bağlı Oğlaklı Mahallesi’nde görev yapan bir sınıf öğretmeni*, çocukların beslenme alışkanlıklarında son yıllarda belirgin bir değişim yaşandığını anlatıyor. Öğretmene göre evden getirilen sağlıklı yiyeceklerin yerini giderek daha fazla hazır, paketli ve işlenmiş gıdalar alıyor. Bu değişimin çocukların sağlık durumuna da yansıdığını söyleyen öğretmen, okulda yapılan diş taramasında sınıfındaki öğrencilerin büyük bölümünün diş hekimine yönlendirildiğini belirtiyor.

Çocukların beslenme koşullarına ilişkin kaygılar yalnızca sınıflarda yapılan gözlemlerle sınırlı değil. UNICEF ve TEPAV’ın çocuk yoksulluğuna ilişkin çalışmalarında, Türkiye’de önemli sayıda çocuğun yeterli ve dengeli beslenmeye erişimde güçlük yaşadığına dikkat çekiliyor. Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması verileri de özellikle yoksulluğun daha yoğun hissedildiği bölgelerde çocukların gelişimini etkileyen beslenme sorunlarının devam ettiğini gösteriyor.

Eğitim-Sen Genel Başkanı Kemal Irmak ile Derin Yoksulluk Ağı Kurucularından Hacer Foggo, çocukların gıdaya erişiminin son yıllarda daha görünür bir hak meselesi haline geldiğini söylüyor. Her iki isim de çocukların yeterli ve sağlıklı beslenmesinin yalnızca ailelerin imkânlarına bırakılamayacağını, kamusal politikalarla desteklenmesi gerektiğini vurguluyor.

Peki öğretmenler sahada ne görüyor, uzmanlar mevcut tabloyu nasıl değerlendiriyor ve çocukların beslenme hakkının güçlendirilmesi için hangi adımların atılması gerekiyor?

Öğretmenler ne gözlemliyor?

Diyarbakır’ın Oğlaklı Mahallesi’nde görev yapan sınıf öğretmeni, sınıfta gözlemlediği değişimi şu sözlerle anlatıyor:

“Sınıfımda 50’ye yakın öğrenci var. Maalesef öğrencilerimin yeterli beslenmediklerini, beslenemediklerini görebiliyorum. Beslenme saatinde gözlemlediğim kadarıyla ev yapımı, nispeten sağlıklı diyebileceğim yiyecek getiren öğrenci sayısı sınıfın çeyreğinden az. Sağlıklı yiyecek getiren öğrenciler, diğer öğrencilerde hazır paketli gıda görünce onlar da evden bunları getirmek istiyor. Bir şekilde çoğunluk azınlığı olumsuz etkilemiş oluyor.”

Meslek hayatının 13. yılında olduğunu belirten öğretmen, ilk sekiz yılını köy okullarında, son beş yılını ise merkez okullarında geçirdiğini söylüyor. Ona göre yıllar içinde yalnızca çocukların beslenme biçimleri değil, sağlıklı gıdaya erişim koşulları da değişti:

“Şu an merkezde bir okuldayım ve köydeki öğrencilerim merkezdeki öğrencilerime göre daha sağlıklı besleniyordu. En azından yumurta, süt ve süt ürünlerine birinci elden ulaşabiliyorlardı. Hazır paketli gıda tüketimi daha azdı. Ancak bu bilinçli bir tercih değildi; hazır paketli gıda satışı yapacak yerler olmadığı içindi. Her geçen yıl sağlıklı gıdaya ulaşmak zorlaşıyor. Bu durumun sebebini öncelikle maddi nedenlere, ardından da hazır gıda sektörünün çok hızlı büyümesine bağlıyorum.”

Öğretmen, köy okullarında görev yaptığı dönemde çocukların yıl içinde daha az hastalandığını, hastalıkların daha kısa sürdüğünü ve diş çürüğüyle daha az karşılaştığını söylüyor. Merkez okullarında ise kantinlerin çocukların sağlıklı beslenmesini desteklemekten uzak olduğunu ifade ediyor:

“Kantinin neredeyse tamamı hazır paketli ve aşırı şekerli gıdalardan oluşuyor. Sadece bir reyonda çörek, simit ve tost var. Tostlarda kullanılan peynirler ise en ucuz ürünlerden. Bu yalnızca benim çalıştığım okulun değil, çevremdeki birçok okulun ortak problemi.”

Öğretmen, beslenme alışkanlıklarındaki değişimin çocukların sağlık durumuna da yansıdığını belirterek diş taramasında karşılaştıkları tabloyu şöyle aktarıyor:

“Bu sene okulumuza diş taraması için diş hekimleri geldi ve 49 öğrencinin 45’i diş hekimine yönlendirildi. İlk defa bu kadar yoğun diş çürümesinin olduğu bir grupla çalışıyorum. Okuldaki aynı yaş grubundaki öğrencilerin çoğunda diş problemleri var. Diş problemlerinin bu kadar artması sadece genetik yatkınlıkla açıklanamaz. Aşırı şekerli ve işlenmiş gıdaların tüketimi çok fazla.”

Öğretmene göre çocukların gelişim döneminde en az bir öğün sağlıklı gıdaya ücretsiz erişebilmesi hem sağlık hem de eğitim açısından kritik önem taşıyor:

“En az bir öğün sağlıklı gıdanın ücretsiz verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Kantinlerde meyve reyonları olmalı. Sağlıklı beslenebilmek herkesin hakkı. Özellikle gelişim çağındaki çocukların yeterli ve sağlıklı beslenebilmesi çok önemli.”

Beslenme çantaları küçülüyor

MediaCH’ye konuşan Eğitim-Sen Genel Başkanı Kemal Irmak’a göre, çocukların gıdaya erişimi son yıllarda eğitim alanındaki en görünür eşitsizliklerden biri haline geldi. Irmak, sorunun artık yalnızca yoksul bölgelerde değil; büyükşehirlerde, orta gelirli ailelerde ve çalışan ebeveynlerin çocuklarında da hissedildiğini söylüyor.

Irmak, bu tablonun okullarda nasıl görünür hale geldiğini şu sözlerle anlatıyor:

“Öğrencilerin önemli bir bölümü okula kahvaltı yapmadan geliyor. Kantin fiyatları birçok aile için karşılanamaz hale geldiği için öğrenciler öğün atlıyor ya da yalnızca ucuz karbonhidrat ağırlıklı ürünler tüketiyor. Beslenme çantalarının içeriği geçmiş yıllara göre belirgin biçimde küçülmüş durumda.”

Irmak’a göre özellikle 2021 sonrasında et, süt, yumurta, meyve ve sebze fiyatlarındaki artış, çocukların sağlıklı beslenmesini daha da zorlaştırdı. Bu durumun sınıflardaki yansımasının dikkat dağınıklığı, halsizlik, baş ağrısı ve derse odaklanma sorunları olarak görüldüğünü belirten Irmak, bazı okullarda öğretmenlerin kendi aralarında öğrenciler için gıda dayanışması yürüttüğünü de söylüyor.

Yatılı bölge okulları ve dezavantajlı bölgelerde durumun daha ağır hissedildiğini ifade eden Irmak, yüksek enflasyon, gıda fiyatlarındaki artış ve reel ücretlerdeki gerilemenin çocukların beslenme sorununu daha görünür hale getirdiğini belirtiyor.

Irmak, beslenme sorununu eğitim hakkıyla birlikte düşünmek gerektiğini vurgulayarak şöyle konuşuyor:

“Beslenme sorunu yalnızca sağlık sorunu değildir, aynı zamanda eğitim hakkı sorunudur. Yeterli beslenemeyen çocuklarda akademik başarı düşüyor, devamsızlık artıyor, dikkat ve öğrenme güçlükleri ortaya çıkıyor. Bu nedenle birçok ülkede okul yemeği programları sosyal yardım değil eğitim ve çocuk hakkı politikası olarak görülüyor.”

Irmak, Türkiye’de 2023 yılında okul öncesi eğitimde başlatılan ve yaklaşık 1,45 milyon çocuğu kapsadığı belirtilen ücretsiz öğün uygulamasının, tüm ilkokul, ortaokul ve liseleri kapsayan evrensel bir okul yemeği programına dönüşmediğini hatırlatıyor. Ona göre çocukların sağlıklı beslenmesini güvence altına almak için geçici uygulamalar yerine kamusal, eşit ve sürdürülebilir politikalar gerekiyor.

Irmak, bu nedenle okul yemeği programlarının kamusal eğitim politikalarının temel unsurlarından biri haline gelmesi gerektiğini belirtiyor:

“Kamusal, eşit ve bütünlüklü bir okul beslenme programına ihtiyaç var. Her öğrenci için ücretsiz, sağlıklı okul yemeği ve temiz içme suyuna erişim, eğitim hakkının ayrılmaz bir parçası olarak görülmeli.”

Irmak, “Okul Sütü” gibi tekil desteklerin özellikle süt tüketiminin düşük olduğu bölgelerde çocukların kalsiyum, protein ve bazı vitamin ihtiyaçlarının karşılanmasına katkı sunabileceğini; ancak çocukların sağlıklı gelişimi için yalnızca süt ya da tek bir gıda desteğinin yeterli olmayacağını belirtiyor.

Ona göre çocukların yeterli enerji, protein, sebze, meyve, baklagil, yumurta ve sağlıklı karbonhidratları içeren dengeli bir beslenme programına ihtiyacı var. Irmak, kapsamlı bir çözüm için tüm öğrencilere ücretsiz kahvaltı ve öğle yemeği sağlanması, yerel ve sağlıklı gıda üretiminin desteklenmesi, beslenme programlarının bilimsel ölçütlere göre hazırlanması, yoksulluğun yoğun olduğu bölgelerde ek destekler sunulması ve okullarda beslenme ile sağlık eğitiminin yaygınlaştırılması gerektiğini söylüyor.

Çoklu yoksulluk çocukları daha fazla etkiliyor

Derin Yoksulluk Ağı Kurucularından Hacer Foggo’ya göre çocukların karşı karşıya olduğu sorun yalnızca beslenme eksikliğiyle açıklanamaz. Gelir kaybı, barınma sorunu, yüksek kira bedelleri, ulaşım maliyetleri ve sosyal destek mekanizmalarındaki yetersizlikler de çocukların yaşam koşullarını doğrudan etkiliyor.

Foggo, özellikle yaşamın ilk yıllarında yaşanan beslenme eksikliklerinin çocukların tüm gelişim süreçleri üzerinde kalıcı sonuçlar doğurabileceğini belirterek şöyle konuşuyor:

“Malnütrisyon sadece yetersiz beslenme değildir. Bedenin, zihnin ve ruhun gelişimi için gerekli besinlerden yoksun kalmak anlamına gelir. Özellikle anne karnından başlayıp doğum sonrası ilk iki yıla uzanan ilk bin gün, çocukların tüm yaşamını belirleyen kritik bir dönemdir.”

Gıda fiyatlarındaki artışın sağlıklı besine erişimdeki eşitsizliği derinleştirdiğini belirten Foggo, güncel tabloya ilişkin şu veriyi paylaşıyor:

“Nisan 2026 itibarıyla Türkiye’de gıda enflasyonu yüzde 34,5 ile OECD ortalaması olan yüzde 4,0’ın oldukça üzerinde seyrediyor. Aileler bütçelerini korumaya çalışırken daha ucuz ve besin değeri düşük gıdalara yönelmek zorunda kalıyor.”

Foggo’ya göre bu durum yalnızca açlıkla açıklanabilecek bir tablo yaratmıyor. Yetersiz ve dengesiz beslenme çocukların gelişimini etkilerken, ucuz ve sağlıksız gıdalara yönelim obezite riskini de artırıyor.

Foggo, beslenme sorununu yalnızca gıda fiyatlarıyla değil, hanelerin tüm yaşam maliyetleriyle birlikte ele almak gerektiğini belirterek şöyle devam ediyor:

“Çünkü sadece gıda değil; kira, ulaşım ve diğer temel ihtiyaçlar da bu tablonun parçası. Çoklu bir yoksulluk yaşanıyor ve bu durum en çok çocukları etkiliyor. Çocukların gıdaya erişimi açısından tablo ne yazık ki iyileşmeden çok, derinleşen bir çocuk yoksulluğuna işaret ediyor.”

Foggo, çocukların yalnızca öğün sayısı açısından değil; protein, vitamin, mineral ve sağlıklı gelişim için gerekli besin çeşitliliği açısından da yoksunluk yaşadığını belirtiyor. Ona göre beslenme çantasının boş olması, çocuğun okula aç gitmesi ya da kantinden sağlıklı gıdaya erişememesi; eğitim başarısını, bedensel gelişimi, ruhsal iyilik halini ve geleceği doğrudan etkiliyor.

Çocuk yoksulluğuna ilişkin veriler de bu tabloyu destekliyor. Foggo’nun aktardığı çalışmalara göre Türkiye’de yaklaşık 8 milyon çocuk yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında yaşıyor. Bu da çocukların yaklaşık üçte birinden fazlasının yoksulluk riskiyle karşı karşıya olduğu anlamına geliyor.

Türkiye’de beş yaş altındaki çocuklarda bodurluk oranı da bölgesel eşitsizliklere göre değişiyor. Foggo, özellikle doğu illerinde, kırsal bölgelerde, depremden etkilenen kentlerde ve düşük gelirli hanelerde yaşayan çocukların daha ağır risklerle karşı karşıya olduğunu söylüyor. WFP’nin 2022 Açlık Haritası verilerine dayandırılan haber ve açıklamalarda, yetersiz beslenme oranının en yüksek olduğu illerden birinin Şırnak olduğu aktarılıyor. Bu veri farklı kaynaklarda yüzde 20,25 ile yüzde 20,6 aralığında yer alıyor. Deprem bölgesinde ise düzenli gıdaya erişim ve gıda desteğinin yeterliliği konusunda ciddi sorunlar yaşandığı belirtiliyor.

Foggo’ya göre çocuğun nerede doğduğu, ailesinin geliri, annenin eğitim düzeyi, yaşadığı bölge ve kamusal hizmetlere erişimi sağlık üzerinde belirleyici oluyor.

Beslenme hakkı sosyal yardım değil, kamusal yükümlülüktür

Foggo’ya göre çocukların yeterli ve sağlıklı beslenebilmesi için geçici yardımların ötesine geçen, hak temelli ve sürdürülebilir politikalara ihtiyaç var. Mevcut uygulamaların büyük ölçüde başvuruya dayalı ve yardım odaklı ilerlediğini belirten Foggo, çocuk yoksulluğunun daha bütünlüklü bir yaklaşım gerektirdiğini ifade ediyor:

“Çocuk yoksulluğu, anne karnında başlayan eşitsizliklerin çocukluk boyunca derinleşmesi anlamına geliyor. Çocukların yaşamı yalnızca hane gelirinden etkilenmiyor. Barınma koşulları, beslenme düzeyi, eğitime erişim, sağlık hizmetleri ve sosyal destek mekanizmaları da belirleyici oluyor.”

Foggo, ziyaret edilen hanelerde nemli, rutubetli, soğuk ve yeterince ısınmayan evlerin çocukların sağlığını doğrudan etkilediğini; düzensiz gelir, yüksek kira yükü ve artan borçluluğun ise aileleri çocukların temel ihtiyaçları arasında seçim yapmak zorunda bıraktığını söylüyor. Bu durumun çocukların kıyafetinden, beslenmesinden, eğitim materyallerinden ve sosyal yaşamından feragat edilmesiyle sonuçlandığını belirtiyor.

Ona göre devletin yükümlülüğü yalnızca kriz anlarında gıda kolisi ulaştırmakla sınırlı olmamalı. Çocuğun anne karnından başlayarak sağlıklı beslenmesini güvence altına alan, sürekli ve izlenebilir bir sistem kurulmalı.

Foggo, bu kapsamda atılması gereken adımları şöyle sıralıyor:

“Tüm çocuklar için ücretsiz, sağlıklı ve nitelikli okul yemeği programı uygulanmalı. Okullarda ve kamusal alanlarda ücretsiz temiz içme suyuna erişim sağlanmalı. Gebelik döneminden başlayarak anne beslenmesi, anne sütü desteği, bebek maması ve bebek ihtiyaçları kamusal güvenceye alınmalı. Çocukların beslenmesi merkezi ve yerel bütçelerde ayrı ve izlenebilir bir politika alanı olarak ele alınmalı.”

Türkiye Okul Yemeği Koalisyonu’nun da üyesi olan Foggo, çocukların sağlıklı beslenmesinin bir yardım politikası değil, hak temelli bir kamu politikası olarak görülmesi gerektiğini vurguluyor:

“Bir çocuk yeterli beslenemediğinde yalnızca o gün aç kalmaz. Öğrenmesi, bağışıklığı, ruh sağlığı, okul başarısı ve ileride yetişkinliği de etkilenir. Çocukların sağlıklı beslenmesi bir lütuf değil, devletin yerine getirmesi gereken temel bir yükümlülüktür.”

Uzmanların ve eğitimcilerin ortaklaştığı nokta şu: Çocukların yeterli ve sağlıklı gıdaya erişimi yalnızca mutfaktaki bir mesele değil; sağlık hakkını, eğitim hakkını ve sağlıklı gelişim hakkını doğrudan etkileyen temel bir çocuk hakları meselesi.

Bu nedenle uzmanlar, ücretsiz okul yemeği programlarının yaygınlaştırılması, temiz içme suyuna erişimin güvence altına alınması ve çocuk yoksulluğunu azaltmaya yönelik bütüncül sosyal politikaların güçlendirilmesi çağrısında bulunuyor.

*Öğretmenin ismi, kendi isteği doğrultusunda verilmemiştir.

Kaynaklar:

TEPAV, Türkiye’de Çocuk Yoksulluğu: Mevcut Durum ve Riskler; TÜİK, İstatistiklerle Çocuk 2025; Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü, 2018 Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması; OECD, Consumer Prices, April 2026; Millî Eğitim Bakanlığı ücretsiz yemek uygulaması duyuruları; TTB-SES Hatay Deprem Koordinasyonu, Deprem Bölgesindeki Beş Yaş Altı Çocukların Beslenme ve Gıda Güvencesi Sorunları; UNICEF çocuk yoksulluğu ve çocuk gıda yoksulluğu çalışmaları.