Paylaş
Instagram’ın gerçek zamanlı konum paylaşımı “Harita” özelliği, çocukların sürekli görünür hale gelmesiyle birlikte güvenlik, mahremiyet ve ruh sağlığı tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Uzmanlar, bu görünürlüğün çocuklarda kaygı, baskı ve sosyal dışlanma duygusunu artırabileceği uyarısında bulunuyor.
Delal Demir
Instagram’ın gerçek zamanlı konum paylaşımı “Harita” özelliği, güvenlik ve mahremiyet endişelerini yeniden gündeme taşıdı. Özelliğin çocuklar açısından ciddi riskler barındırdığı gerekçesiyle ABD’de 37 eyalet başsavcısı, Meta’ya ortak bir uyarı mektubu gönderdi.
Uzmanlar, “her an izlenme” hissinin kaygı, zorbalık ve dışlanma riskini artırdığı uyarısında bulunuyor. Türkiye’de de çocuk ve genç Psikiyatristi Prof. Dr. Veysi Çeri ile Uzman Pedagog Belgin Temur, bu özelliğin çocukların ruhsal gelişimi, mahremiyet duygusu ve aile ilişkileri üzerindeki olası etkilerini değerlendirdi.
Prof. Dr. Veysi Çeri’ye göre, konum paylaşımı gibi sürekli görünürlük gerektiren uygulamalar çocuklarda kaygı, kıyaslanma ve bağımlılık döngülerini tetikleyebiliyor. Çeri, “Her an izlendiği duygusu çocuğun özgüvenini, hatta gerçeklik algısını bile etkileyebilir” diyor. Aile ya da arkadaş çevresi tarafından sürekli takip edilmek, çocukta “mikro izleme” hissi yaratıyor; bu da zamanla bedensel tepkilere, uyku bozukluklarına veya performans kaygısına dönüşebiliyor.
Çeri, arkadaş gruplarında konum paylaşımının yeni bir kıyaslanma biçimi haline gelebileceğini de belirtiyor: “Arkadaşların etkinliklerde haritada bir arada görünmesi, ‘ben neden orada değilim?’ duygusunu besleyebiliyor. Bu da sosyal dışlanma algısını büyütebilir.” Uzman, konumun sürekli kontrol edilmesinin çocukta kısa vadeli rahatlama, uzun vadede ise bir tür kompulsif bir rutine ve zorlantı ile yapma dürtüsü yaratabileceğine dikkat çekiyor.
“Baskı aracına dönebiliyor”
Benzer şekilde, bu tür uygulamaların siber zorbalık riskini de artırabileceğini vurgulayan Çeri, konum bilgisinin kötüye kullanılma ihtimaline işaret ediyor: “Bazı akranlar ya da sevgililer, konum paylaşımını bir baskı aracına çevirebiliyor. “Neden konumunu kapattın?” baskısı ya da sürekli takip edilme hali, ilişkilerde yeni bir zorbalık biçimi oluşturabilir.”
Çeri’ye göre sürekli görünür olma isteği, çocuk ve ergenlerde benlik algısını dış onaya bağımlı hale getiriyor: “‘Ben kimim?’ sorusunun cevabı -başkaları beni nerede görüyor?-’a dönüştüğünde, özdeğer dış dünyadan aldığı onayla tanımlanıyor. Bu da sınır erozyonuna yol açıyor; mahremiyet algısı zayıflıyor.”
“Yasak değil bilinçli kullanım”
Psikiyatrist, ailelere “yasaklamak yerine bilinçli kullanım” öneriyor. Çeri, ailelerin çocuklarıyla birlikte bir “konum paylaşımı protokolü” oluşturmasını tavsiye ediyor: “Bu özellik güvenlik için kullanılmalı, sosyal kontrol ya da merak gidermek için değil. Günlükte sürekli açık olmak yerine yalnızca belli saatlerde ve durumlarda paylaşım yapılmalı.”
“Çocuklar için tehlike, denetimsiz erişim”
Uzman pedagog Belgin Temur ise konunun bir başka boyutuna, yani yaş sınırlaması ve ebeveyn sorumluluğuna dikkat çekiyor. Sosyal medya uygulamalarının bazılarının18 yaş altına yasak olduğunu hatırlatan Temur, “Bugün birçok çocuk ya anne babasının izniyle ya da gizli hesaplar açarak sosyal medyaya giriyor. Böylece hem faydalı hem de son derece riskli içeriklerle karşılaşıyorlar” diyor.
Temur’a göre asıl tehlike, çocukların erken yaşta ekranla tanışması ve denetimsiz şekilde sosyal medyaya erişmeleri. “Çocukların hangi uygulamalara girdiğini, ne kadar süre kaldığını takip etmek çok önemli. Çünkü 18 yaş altındaki çocukların güvenliğinden hukuken de anne babalar sorumludur” diyor.
Konum paylaşımının çocuklara cazip gelse de psikolojik açıdan rahatsız edici olabileceğini belirten Temur, “Her adımının takip edilmesi çocuğun ruh sağlığı açısından sağlıklı değil” uyarısında bulunuyor. Sürekli izlenme hissinin çocukta baskı ve güvensizlik duygusu yarattığını vurgulayan Temur, ebeveynlerin denetimi kontrol aracına dönüştürmemesi gerektiğini söylüyor. “Güven, sevgi ve saygıya dayalı bir ilişki kurulduğunda çocuk, hangi durumlarda sizinle paylaşım yapması gerektiğini öğrenir” diyor.
Temur’a göre sürekli görünürlük sadece güvenlik değil, mahremiyet sorununu da beraberinde getiriyor. “Çocukların da, gençlerin de, hatta yetişkinlerin de kendi mahremiyetlerini koruma hakları var. Her şeyi paylaşmaya zorlamak, güven ilişkisini zedeler” diye ekliyor. Pedagog ayrıca sosyal medyanın çocukları yaşlarına uygun olmayan içeriklere maruz bıraktığını hatırlatıyor: “Erken yaşta şiddet veya cinsellik içeren görüntülerle karşılaşmak, çocuklarda hem şiddeti normalleştiriyor hem de cinsel istismar riskini artırıyor. Bu, uzun vadede ruhsal sağlığı derinden etkileyen bir durum.”
Temur, sosyal medyanın dikkat dağınıklığı, düşük konsantrasyon ve sosyalleşme zorluklarını da beraberinde getirdiğini söylüyor: “Çocuklar başkalarının yerlerini izledikçe kendilerini yetersiz hissedebiliyorlar. Bu da kaygı, depresyon gibi sorunlara zemin hazırlıyor.”
“Aileler ve platformlar sorumluluk almalı”
Uzmanlar, hem ailelerin hem de dijital platformların bu konuda sorumluluk alması gerektiği konusunda hemfikir. Prof. Dr. Veysi Çeri, sosyal medya şirketlerine çağrıda bulunuyor: “18 yaş altı hesaplarda konum paylaşımı varsayılan olarak kapalı olmalı; açmak için ek onay ve bilgilendirme süreçleri eklenmeli.”
Belgin Temur ise ailelerin çocuklarıyla açık iletişim kurarak, denetimi güven ilişkisi içinde yürütmeleri gerektiğini vurguluyor: “Çocuğun her adımını takip etmek yerine, ona nasıl güvende olacağını öğretmek çok daha değerli.“ 9.Köy
