Paylaş
Artan maliyetler eğitim sürecini ağırlaştırıyor; aileler bütçelerini zorlayan giderlerle baş etmeye çalışırken, öğrenciler yükselen dershane ve etüt fiyatlarının yarattığı baskıyı taşıyor. Uzmanlara göre bu ekonomik yük, hem ailelerde hem de çocuklarda ciddi psikolojik gerilime yol açıyor.
Esra Ülkar
Zorunlu eğitim süresi tartışılırken eğitim dışında kalan çocuk sayısı 600 binin üzerine çıktı. 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü’nde çocukların, en temel haklarından biri olan eğitim hakkından yararlanamadığı rakamlarla ortada.
Çocuk Hakları Evrensel Bildirgesine göre, eğitim her çocuğun doğuştan sahip olduğu bir hak. Ancak binlerce çocuğun bu hakkı ihlal ediliyor. Eğitim Reformu Girişimi’nin (ERG) yayınladığı rapora göre, Türkiye’de zorunlu eğitim kapsamında olup 2024-2025 eğitim öğretim yılında eğitim dışında kalan çocuk sayısı 611 bin 612 oldu. Eğitimlerine devam edemeyen bu çocuklar, okuldan koptukça çocuk işçiliği, çocuk yaşta ve zorla evlilik, yoksulluk gibi risklerle karşı karşıya kalıyor. Yaş arttıkça da eğitim dışına çıkan, okula geri dönemeyen çocuk sayısı da artıyor.
Ekonomik koşullar erkek çocuklarını çalışmak zorunda bırakıyor
2024-2025 eğitim öğretim yılında 6-17 yaş arasında yani zorunlu eğitim çağında olup eğitimin dışında kalan 611 bin 612 çocuğun yüzde 55,7’sini erkek, yüzde 44,3’ünü kız çocukları oluşturdu. Son iki yılın verilerine göre, erkekler kız çocuklarına göre daha fazla eğitimin dışına çıkıyor. 15-17 yaşta işgücüne katılım oranı ise yüzde 24,9. Erkek çocukların istihdama katılımı kız çocuklara kıyasla daha yüksek. Raporda, ekonomik koşulların zorlaşması nedeniyle bu tablonun ortaya çıktığı belirtiliyor. Kız çocuklarının ise istihdam istatistiklerinde “görülmeyen ev içi emek ve çocuk yaşta ve zorla evlilikler” nedeniyle eğitim dışında kalmaya devam ettiği ifade ediliyor.
“Eğitime erişimde sorun var”
Eğitim dışında kalan çocuk sayısını değerlendiren Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, zorunlu eğitimin süresinin kısaltılması yönündeki tartışmalar şimdilik rafa kaldırılmış olsa da bu konuda Türkiye’nin ve dünyanın uygulamalarına birlikte bakmak gerektiğini belirterek şunları söylüyor:
“Dünyada genel eğilim; çocukları okulda tutmak, suça ve yoksulluğa karşı korumak amacıyla zorunlu eğitim süresini uzatmak yönünde. Örneğin Finlandiya, bu anlayışla eğitim süresini arttıran ülkelerden. Türkiye ise tam tersine, sürenin kısaltılmasını gündeme getirerek olumsuz bir yönde ilerliyor. 611 bin çok büyük bir rakam. MEB’in 2024–2025 istatistiklerine göre, yalnızca son 1 yılda yaklaşık 300 bin lise öğrencisi ve 65 bin ortaokul öğrencisi okulu terk etti. Bu sayı, eğitimin niteliği ve erişilebilirliği açısından ciddi bir sorun olduğunu gösteriyor“
“Sorun pedagojik değil, ekonomik”
Irmak’a göre, çocukların eğitimi yalnızca ailelerin değil, devletin de kamusal sorumluluğu: “Devlet, çocukların okulda kalabilmeleri için her türlü olanağı sağlamakla yükümlüdür. Ancak Türkiye’de özellikle yoksulluk, bölgesel eşitsizlikler ve tarım işçiliği gibi nedenlerle çok sayıda çocuk eğitim dışında kalıyor. Geçmişte zorunlu eğitim, anayasal bir hak olarak daha sıkı denetlenirken, bugün bu denetim zayıfladı. Eğitimi bir ekonomik maliyet olarak gören ve emeği ucuz işgücü olarak değerlendiren anlayış, zorunlu eğitim süresini kısaltmayı bir ‘avantaj’ olarak görüyor. Bu yaklaşım pedagojik değil, tamamen ekonomik ve sanayicilerin ara eleman ihtiyacına dayalı.“
Eğitim politikalarının sermayenin ihtiyaçlarına göre değil, çocukların kamusal, bilimsel ve eşit eğitim hakkına göre belirlenmesi gerektiğini vurgulayan Irmak, okul terklerinin temel nedeninin yoksulluk ve eğitimin niteliği olduğunu belirtiyor. Süreyi kısaltmak yerine, bu nedenleri ortadan kaldıracak sosyal ve ekonomik önlemlerin alınması gerektiğini vurguluyor. Kamusal ve zorunlu eğitimin bütün çocukların eşit, ücretsiz ve nitelikli eğitime erişebilmesi için vazgeçilmez olduğunu ifade eden Irmak, eğitim süresini azaltmanın, çocukları okuldan ve geleceklerinden uzaklaştırabileceğini belirtiyor.
Her 4 çocuktan 1’i iş gücüne katılıyor
Eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanmasının tüm çocukların eğitime erişmesiyle mümkün olabileceğine dikkat çekilen, ERG Politika Analisti Kayıhan Kesbiç, ERG Kıdemli Politika Analisti Ekin Gamze Gencer ve ERG Araştırmacısı Gülen Naz Terzi tarafından hazırlanan raporda ise şu ifadelere yer veriliyor:
“Sosyoekonomik arka plandan bağımsız tüm çocuklar için fırsat eşitliğinin sağlanması, çocukların hayata daha adil bir başlangıç yapabilmesi ve toplumda derinleşen eşitsizliklerin azalması açısından kritik. Okulöncesi eğitimde azalan öğrenci sayıları ve okullulaşma oranları, tüm çocukların eşit ve adil bir başlangıç yapamadıklarını ortaya koyuyor. Çocuklar, ortaöğretimde ve özellikle 15 yaş itibarıyla daha yoğun bir şekilde eğitim dışına çıkıyorlar. Her dört çocuktan birinin işgücüne katıldığı bir ekonomik ortam, çocukların eğitimden kopmasına neden oluyor ve onları risklere karşı daha korunmasız hâle getiriyor. Dezavantajlı çocukların gerek eğitimlerinin başında gerekse ilerleyen yıllarda desteklenmesi ve onlara sunulan eğitim hizmetinin niteliğinin artırılması hayata eşit bir başlangıç için önemli.” 9.Köy
